<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"><channel><atom:link rel="hub" href="http://tumblr.superfeedr.com/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"/><description>pitik hanım ile yubu bey gururla sunar</description><title>abukland</title><generator>Tumblr (3.0; @abuk)</generator><link>http://abuk.tumblr.com/</link><item><title>tragic ending</title><description>&lt;p&gt;bakınca geride hüzünlü ve kahramanca bir hikaye var sanırsınız.. kasvet katan anlaşılmaz ama saygınlıkla karşılanan soru işaretleri var. arada küçük emareler kaşla göz arasında gelip geçiveriyor da yakalamak zor. ne enerjin kalıyor ne de anlık meşguliyetin buna izin veriyor. belli periyotlarla fonda herşey yolunda hissi veren bir müzik çalıyor.. herkes için nasıl biyolojik zaman farklı ise bu müzikler de her üye için farklı zamanlarda çalıyor. ancak herkes resmen hapsolunmuş ve herkes aşırı yorgun&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;bu saçmalıkları yaşamak herkesi sadece hiçbiryere götürüyor, bu insanların soğuk kanlı duyarsızlıkları beni çıldırtıyor.. onlar için herşey sakin ve net..böyle teker teker değil de basamak basamak sanki, herkes görüntüde tıpkı işbilir bir üniversiteli hanımkızın ısrarla o karakter yansıtan el yazısıyla düzenli ders notu tutması gibi davranıyor,  konuşabildiklerim sadece kendilerinin ne denli haklı ve erdemli olduklarını bana hissettirmeye çalışıyor, bu tam bir saçmalık başka hiçbirşey değil&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;midem bulanıyor. ben onları ilk kez gördüğüm günleri hatırlıyorum, tüm gün ruhlarını kucaklarıma döküp sabaha kadar ağlamışlardı..hatırlıyorum da insanlar bu saçmalıklara bulaşmadan evvel bana yeni bir aşkın doğduğundan bahsedilmişti, ölen herkes için tek tek..&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;şimdi ise ya bana algılatılanlar ya da ben hariç herşey çok değişti.. ikisi aynı şey de olabilir. bunu görmeyi daha fazla sürdüremeyeceğimi, kendime mukavement edemeyeceğimi biliyorum&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;neyse ki o var. onların öteki hayatlarını yaşamaya çalışmak beni hiçbir yere götürmüyor, sadece o’nu alıp gitmek istiyorum..beni cezbeden tek şey..o nereden geldiyse oraya gitmeliyiz çünkü onun geldiği yerden geldiğime eminim&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;o bir ilaç gibi, burada düşünebilmemi sağlayan tek ruh, şuan oradan, ikibin kilometre öteden bana bakıp düşünceli bir şekilde tebessüm ediyor, yavaş yavaş beni buradan götürüyor&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;tüm şifre onun hikayesinde, hatıralarımda kalan hayallerimi yeniden görebilmemi sağlıyor, bu gizemi çözdükçe bana ait bir parçanın her ayrıntısı aydınlanıyor&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;onların yaptıkları sadece bana beni o’na ulaştıran doğruları sevdiriyor.. ve ben artık o’nunlayım, gidiyorum&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;———————————&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;mutluluk müziği ile başlasa da herşeyi değiştiremeyeceğimi biliyordum. sözler girinceye kadar müzik harikaydı,ama ilk kelimeler tragic ending oldu.. belki de o’nunla sessizce o müziği dinlemeye zamanımız kalır, birlikte huzur dolu..ölene dek, yavaş yavaş.. bana geçmişindeki kayıp adamdan bahsediyor, çocukluk hayallerim canlanıyor. bir hayalim gerçek oluyor. başaramasam da dürüstçe ölüyorum.. kayıp adam onun babası..babası benle ilk ve son kez konuşuyor ‘cesur ol asla durma, onu mezarımda ağlatma, kalamadım daha fazla, ama lütfen, izin verme ondaki hatıramın kaybolmasına.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;———————————&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;cuma akşamı ve yeniden kendi başımayım..gözlerim kanlandı.. gidişini düşünmek.. ruhumun koruyucusu.. onu bilen, tanıyan yok, o’nun hakkında konuşabileceğim hiçkimse yok.. kaybolmuş durumdayım. şu notları bulurlarsa beni öldürürler.. içimdeki bu his, artık 2 kişi olamayacağız. babasızlığın ardınan bir de bensiz mi kalacak.. artık gördüğüm herşeye bir kez de onun gözünden bakacağım. doğrulara ulaşmama yardım edecek, ben doğrularlayım, ona gidiyorum, her an biraz daha o oluyorum..&lt;/p&gt;</description><link>http://abuk.tumblr.com/post/159720252</link><guid>http://abuk.tumblr.com/post/159720252</guid><pubDate>Mon, 10 Aug 2009 13:05:09 +0300</pubDate></item><item><title>hayal-et sevgilim: 10-D</title><description>&lt;a href="http://www.break.com/index/how-to-imagine-the-tenth-dimension.html"&gt;hayal-et sevgilim: 10-D&lt;/a&gt;</description><link>http://abuk.tumblr.com/post/134114772</link><guid>http://abuk.tumblr.com/post/134114772</guid><pubDate>Thu, 02 Jul 2009 15:14:06 +0300</pubDate></item><item><title>puh size</title><description>&lt;p&gt;kuantumu sakız ettiler&#13;
&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Aslında en çok Allen Wolf beyefendinin ipliğini pazara dökmeyen Amerikan Fizik Enstitüsüne kızıyorum. Allen Wolf’un kendisine de kızıyorum tabi. Sahtekarlıkla para kazanacaksan illa, bari buna quantum fiziğini alet etme.&lt;/p&gt;&#13;

&lt;p&gt;Bir de bizim, toplumdan izole ama topluma yön verme iddiasında olan zavallılarımız var ki onlar artık alışkanlık yaptı yadırgamıyorum. Sertap Erener’in bu kadar boş bir insan olduğunu bilmiyordum. Toplanmışlar serdar erener, nil karaibrahimgil, demir demirkan, quantumcu olduğunu iddia eden bu şahsa saatlerce “ben” nedir “ego nedir” “tanrı var mı” cart curt sorular sormuşlar. Tam da quantum’un çalışma alanı ya bunlar.. Sertap ve onun gibi zibille insan da quntum’u bu secretçıların anlattığı şey sanıyorlar. Bunlar kadar sazan bu topluma yöne veremez tabi.&lt;/p&gt;&#13;

&lt;p&gt;Hepsini geçtim ya sana ne demeli Demir Demirkan? Sen değil miydin Pentagram ile o mükemmel albümü yapan? Sen git Anatolia’yı çal, Trail Blazer ve Popçular Dışarı albümünü yap sonra da Sertap ve Nil’e teslim ol, yok ben nedir ego nedir tanrı var mı diye soru sor sahtekar quantumcuya.. Puh sana !&lt;/p&gt;&#13;
&lt;p&gt;O yavşak Allen ise bu işten çuvalla para kazandığı için vermiş gazı. Sakız ettiler quantum’u ağızlarına. Sizi quanta çarpsın, hücreleriniz yüksek frekansa maruz kalsın e mi..&lt;/p&gt;&#13;
&lt;p&gt;Evet yine gerildik, üzüldük. Bir Nihat Genç fıkrası anlatalım da gevşeyelim. İmam da kadına cennete gidemezsin demiş. he he he. İçimizi döktük güldük eğlendik. Karınca kararınca, yazımızın sonuna geldik. Bir sonraki abuk sabuk yazımızda görüşmek üzere abuduklar. Hoşçakalım&lt;/p&gt;</description><link>http://abuk.tumblr.com/post/129270467</link><guid>http://abuk.tumblr.com/post/129270467</guid><pubDate>Wed, 24 Jun 2009 12:22:00 +0300</pubDate></item><item><title>"Kuantum Profesörüne gidip size akşam yemeği pişirebilir miyim dedim.

Geçtiğimiz marka..."</title><description>“&lt;p&gt;Kuantum Profesörüne gidip size akşam yemeği pişirebilir miyim dedim.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;Geçtiğimiz marka konferanslarından birine meşhur quantum fizikçisi Allen Wolf geldi. İnanmayacaksın, Demir’le yanına gittim, “tanışmıyoruz ama size akşam yemek pişirmek istiyorum. Bu akşam bize gelir misiniz” dedim. Adam güldü, “karımla gelirim” dedi. Abim ve Nil de geldi yemeğe…Ve biz bütün akşam Allen Wolf’a quantum fiziğiyle ilgili merak ettiğimiz her şeyi sordukç “Ben” nedir? Ego nedir? Tanrı var mı? Merakımız hoşuna gitti. Saatlerce sorularımıza cevap verdi. Ben bilim adamlarıyla ahbaplık etmek istiyorum, Tibet’teki master’lar ve gurularlarla da.&lt;/p&gt;”&lt;br/&gt;&lt;br/&gt; - &lt;em&gt;Sertap Erener&lt;/em&gt;</description><link>http://abuk.tumblr.com/post/129234377</link><guid>http://abuk.tumblr.com/post/129234377</guid><pubDate>Wed, 24 Jun 2009 10:41:51 +0300</pubDate></item><item><title>add a text post kank !</title><description>&lt;p&gt;organisational uncertainty’i etkileyen 4 faktör şöyle abuklar (evet ukalaca)&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;heterogeneitiy versus homegenity - ilişkide bulunulan diğer organizasyonlarla benzerlik ve farklılıklar&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;stability versus variability - çevrede meydana gelen değişimin hızı ve seviyesi&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;degree of risk versus security - karşı karşıya bulunulan risk veya risklerin derecesi&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;degree of interconnectedness - diğer organizasyonlarla olan bağlantı ve etkileşim&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;şimdi kısaca ve serbestçe konunun üzerinden geçelim. Ben yubu, bilimsel yaklaşımı işime gelince kullanır, canım istemezse derhal terkederim. Ve yaklaşımlarımın düzensizliği kendi içinde öyle bir düzen oluşturur ki science-alternate bir hal alır. belki de science’ın kendisi yubu-alternate’dir de doğru olan yubu approach’tır, ha&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Mesela Newtonian approach ne yapar arkadaşlar? çalıştık mı bakim?&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Evet hatırlıyorsak Newton’un olayı doğrusal yaklaşımdır. yani mevcut şartlar tam olarak biliniyorsa geleceğin kesin olarak ön görülmesi mümkündür der. Bu zamanının dev fizikçisi şimdilerde ise kendi çöplüğünün horozu olan Newton’un organizasyon teorisine etkisidir. Bilim dünyasına damgasını o vurmuştu bir dönem. Bir konuştu mu wooow sesi çıkar, birbirinden zeki bilim insanlarının ağzı açık kalırdı. E şimdi hiç gülmeyelim, 50 yıl sonra da bizim peee dediklerimiz gülünç olacak. Peki bu kafa karıştırıcı işlerle uğraşmaya ne gerek, nedir yani bu denli anlamaya çalıştığımız ki değil mi abuklar. yaşayalım gidelim bitsin.. aslına bakarsanız tüm yaptığımız yaşamımızı aslında olduğundan daha önemliymiş gibi kendimizi aldatmak. hayatımızın rating’ini yükseltmeye çalışıyoruz bir nevi. devam edelim&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Mevcut şartları bilerek gelecekteki yada geçmişteki şartların hesaplanabilmesi mümkündür diyen bu Newtonian anlayış oldukça mekanist ve deterministti. Sonradan ne oldu Chaos ve Complexibility kavramları ortaya çıktı. Nedir bunlar peki? doğrusal ve doğrusal olmayan şekilde tüm tabiat birbiriyle irtibatlıdır. Yani tabiatta düzen ve tahmin edilebilirlik olduğu gibi; belirsizlik, kuralsız düzensizlik, tahmin edilemezlik de bir kuralıdır. ‘Herhangi bir alt sistemi bütünden ayrı olarak incelemek hataya neden olur’ düşüncesi de ilk kez böylece ortaya çıkmıştır. Her türlü genellemenin hatalara neden olacağı böylece anlaşılmıştır. 2 nefes zamanı duralım. aşağıdan devam.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; Aslında bugünün aklı ta o zamandan temellendirilmiş. Bugün de bunlara benzer şekilde temelleri atılan birçok düşünceden bazıları ileride zamanın aklının temel kabullerini oluşturacaktır. Geçmişe ve bugüne hakim olmak, nereden geliyor nereye gidiyor diye tahlil edebilmek ne de güzel bir uğraştır öyle.. evet konuya giriş yaptık, azıcık bilgi verdik ve biraz da kahve sohbeti edercesine şu ana kadar geldik. Şunu mutlaka belirtmeliyim. Ben önceden “o şöyle demiş bu böyle düşünmüş ee ne önemi var hepsi biraz sanal değil mi? sonuçta hayat onlar öyle dese de demese de kendi yolunda devam edecek” diyordum kendi kendime. Sonradan anladım ki kazın ayağı öyle değilmiş. (Birşeyler size garip geliyorsa ama o garip şeyle uğraşanlar zeki adamlarsa bir durun ve hemen ahkam kesmeyin abuklar, sonradan lisans eğitiminizin son dönemlerinde jeton tangur tungur düşer.)&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; şöyle; herhangi bir sistemde temel unsur insanların zihinsel modelleridir. Her bir bireyin zihinsel modeli dış dünyanın her bir unsurunu içsembolik bir simgeye çevirir ve karşılaştığı problemlerin kafasındaki temsili, çözüm için yapılması gerekenleri belirler. yani demem o ki insanların zihinsel modellerini yeniden oluşturmaya yeltenen herbir düşünce eylem yada şuan tanımlayamadığım eylem dünyayı değiştirmeye kalkışmıştır diyebiliriz. o yüzden o öyle demiş bu böyle düşünmüş olayı sandığım gibi abesle iştigal değilmiş.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;bugün konuya biraz giriş yaptık. bu başta yazdığım organizasyonel belirsizlik, ve etkileyen faktörler uzuun bir araştırmanın son hali. dile kolay olan şu; herhangi bir organizasyonun değişime adaptesi, dinamik çevresel unsurlara organizasyonun refleksi.. mesela devlette bürokrasi, öff yazarken bile yorucu.. yada doğal felaketler, savaş vs.. karşı topyekün ülkenin hali.. kaotik ve karmaşık şartlarda kriz yönetiminin teorik analizi demek daha doğru.. ilginç olan modellendiğinde ortaya çıkan yapı herşeye cuk oturuyor zira herşey az veya çok kaotik ve kompleks.. organizasyon teorisini yazan beyleri de görsem kutlayacağım.. konuya giriş yaptık. bu konularda beni kimse dinlemek istemiyor, sıkıcı tabi..o yüzden yazdım rahatladım devamını yazar mıyım bilmiyorum.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;yazımızı karizma olsun die güzel bir motto ile kapatmak istiyorum: think again&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;aa dün okudum bi yerde, bizim ibm’in şeytan olduğunu düşünenler varmış. birçok açıdan deliller sunmuşlar buna.. şeytana çalışmışım demek, puh bana !&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;yeşilciler ‘think again’ diyorlar, ibm’in mottosu ise “think blue” &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;so u don’t dare to think, neme lazım hacı&lt;/p&gt;</description><link>http://abuk.tumblr.com/post/128896285</link><guid>http://abuk.tumblr.com/post/128896285</guid><pubDate>Tue, 23 Jun 2009 22:39:00 +0300</pubDate></item><item><title>sana gitme demedim mi demedim mi</title><description>&lt;p&gt;pitik sana binme hafif metroya dedim, çok hafif çok dedin. h1n1 var dışhatlardan uzak dur dedim, wrak wrak konuşan o rus kagebecidir dedim dinletemedim, meğer biolocik savaşmış tüm bunlar ve herşey bzm üstümüze kurulmuş&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;ama her bardağa uygun bir kaşık vardır! ayrıca bir asansörü hangi kata çağırırsan oraya gider, hangi kata çağırırsan oraya! oraya!&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;kafası mı karışmış? üstü mü yanmış? itaatsizlik sivile mi sıçramış tü tü tü&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;yıllar sonra aynı yer aynı tarih aynı sebep, aynı’da birlik tiyatroda dirlik&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;ya sibiryada bulunan vahşi çocuk haberini gördün mü? o çocuk bize bakınca neler görüyordur sizce, bence herşey bana göre ve sana göre.. &lt;/p&gt;
&lt;p&gt;Bak pitik minkovksi uzay zamanını bilir misin bilirsin. rakamla 4 boyutlu mudur evet.. Lorentzian mıyım evet öyleyim. pekii iki ayrı gözlemci için aynı zaman betimlemesi mümkün müdür pitik? denedim bana göre evet mümkün.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;gitmeliyim lorentzians chauv&lt;/p&gt;</description><link>http://abuk.tumblr.com/post/113812146</link><guid>http://abuk.tumblr.com/post/113812146</guid><pubDate>Wed, 27 May 2009 18:36:49 +0300</pubDate></item><item><title>We often forget the wonder that we felt as children when the cares of the “real world” have begun to...</title><description>&lt;p&gt;We often forget the wonder that we felt as children when the cares of the “real world” have begun to settle on our shoulders. Children are not afraid to pose basic questions that may embarrass us, as adults, to ask. What happens to each of our streams of consciousness after we die; where was it before we were born; might we become, or have been, someone else; why do we perceive at all; why are we here; why is there a universe here at all in which we can actually be? These are puzzles that tend to come with the awakenings of awareness in any one of us — and, no doubt, with the awakening of self-awareness, within whichever creature or other entity it first came&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;&lt;br/&gt;-Roger Penrose: Ch. 10, Where Lies the Physics of the Mind, p. 580&lt;/p&gt;</description><link>http://abuk.tumblr.com/post/131343782</link><guid>http://abuk.tumblr.com/post/131343782</guid><pubDate>Tue, 26 May 2009 00:00:00 +0300</pubDate></item><item><title>Audio</title><description>&lt;embed type="application/x-shockwave-flash" src="http://abuk.tumblr.com/swf/audio_player.swf?audio_file=http://www.tumblr.com/audio_file/97805986/tqRnzLGTWmheaa8dkfQuZOHW&amp;color=FFFFFF" height="27" width="207" quality="best"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;</description><link>http://abuk.tumblr.com/post/97805986</link><guid>http://abuk.tumblr.com/post/97805986</guid><pubDate>Sun, 19 Apr 2009 17:45:30 +0300</pubDate></item><item><title>,.</title><description>&lt;p&gt;üzerime alındım, üzüldüm, ama kızmadım, kendimi aşağılara çekecek bir hal yaşamadım, bilakis üzüntümle iyi hissettim. sen de öyle dilerdin. teselli mi gerek, yardım mı lazım? sanmıyordum. zaman akan nehir değil işte, öyle ilerlemez. o sıra neler oldu kimbilir. sendeki görüntüyü ancak şimdi -o da belki kısmen- anlıyorum. &lt;/p&gt;

&lt;p&gt;tuzağa düşürülmüş gibiyim, haksızlığa uğramış gibi bir his bu. ama öznesi yok bunun. sen yapmadın, ben maruz kaldım. bu snn bnm derdim değil. evet kızamam sana. farklı yerlerde miyiz ki hala? orada sarsılmadan durmadım mı? başaramadım mı? öyleyse ben ne yaptım bunca zaman? bilmediğin, rağmenlere rağmen oradaydım, yine de olmadı mı? yani, olmadıysa olsun diyorum, bitiriyorum.&lt;/p&gt;</description><link>http://abuk.tumblr.com/post/97782297</link><guid>http://abuk.tumblr.com/post/97782297</guid><pubDate>Sun, 19 Apr 2009 15:41:00 +0300</pubDate></item><item><title>Audio</title><description>&lt;embed type="application/x-shockwave-flash" src="http://abuk.tumblr.com/swf/audio_player.swf?audio_file=http://www.tumblr.com/audio_file/97767880/tqRnzLGTWmh6a2reQ2lLym2P&amp;color=FFFFFF" height="27" width="207" quality="best"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;</description><link>http://abuk.tumblr.com/post/97767880</link><guid>http://abuk.tumblr.com/post/97767880</guid><pubDate>Sun, 19 Apr 2009 14:01:24 +0300</pubDate></item><item><title>.,</title><description>&lt;p&gt;ben. ben. ben  ben ben. sen aglarken yanına gelen bi adam düşünelim. en çig en ilkel örnegi weriorm. en maddi dünyaya ait örnegi.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;sen aglıosun. yanına gelio. nie. teselli etmek yardımcı olmak için. ama sen aglarken bile orda senle fikir çatışmasına tutuşup sana ‘negatif’ bşi olarak yer edinio karşında. sen hani ben aglıorm die gelmştin. hani ben acı çekiorm die. elimi tutmak için gelmiştin.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;cokmu alışmışız ‘sınawım kötü gecti.. okulum uzuycak. sewgilimden ayrıldım. borcum war. işte ayşeyle,mehmetle kawga ettim’ menşeli  ‘acılara’.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;hangi insan ‘aglayan’ bi insan acısıyla feryat ederken, feryadın bi kısmı kendisine çarptı die zaten aglayan o insana bi parça daha yük olan bi tutum içine girebilir..&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;ben söliyim.. benim tanıdıgım bütün insanlar. aklım almasada alamasada bu böyle.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;we ben insanlara kızamıorum. kızamıorm çünkü tekamülleri henüz ilk basamaklarında.. kızamıorm cnkü bende öleydim bliorum. sende öleydin. hepimiz öleydik. ama hepimiz böyle olucaz. hepimiz o basamakları çıkıcaz. o yüzden kızamam. sen benken, ben senken.. kızamam sana.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;ama gözümün önünde tekamül basamaklarında ilerlemesi için hiç bi engel olmayan adamların, hiç yoktan.. yok yere.. inat edip bilakis o basamaklarda gerilemeye başlamasınada izin weremem. bi insanda o anda, o basamakları çıkıcak hamur yogrulmuş, hazır bekliosa, ben o hamurun artık işlenmesi konusunda kendimi mesul görürüm.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;anla. anla nolur. herkese diil ama sana kızarım. senin hamurun hazır. ne bu inat. yanlışmı gördüm ben. yanlışmı tahlil ediorum. yoksa senindemi hamurun hazır diil. seni yok yeremi zorluorum. bi basamak daha gelmen için.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;bulundugun basamakta biraz dahamı kalman gerekio. bi basamak yukarısı için hamurun hazır diilmi. yanlışmı analiz ettim ben. yanlışmı..&lt;/p&gt;</description><link>http://abuk.tumblr.com/post/97766840</link><guid>http://abuk.tumblr.com/post/97766840</guid><pubDate>Sun, 19 Apr 2009 13:55:26 +0300</pubDate></item><item><title>…peki dünya neden dalga desenlerinden değil de, nesnelerden oluşuyor? çünkü tüm duyu...</title><description>&lt;p&gt;…peki dünya neden dalga desenlerinden değil de, nesnelerden oluşuyor? çünkü tüm duyu organlarımız şu veya bu şekilde mercekler sistemine göre ayarlanmış.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt; &lt;i&gt;— Karl Pribram&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;</description><link>http://abuk.tumblr.com/post/131332762</link><guid>http://abuk.tumblr.com/post/131332762</guid><pubDate>Sat, 18 Apr 2009 23:18:00 +0300</pubDate></item><item><title>dd</title><description>&lt;p&gt;slmm. naber. dur. sıcak sıcak bşiden bahsedicem.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;wburt. bşiden bhstmycm. konuşcam. bisürü seyden. bu arada dondurmam war. ama gaymak diil:p&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;güzellik die bşi yoktur. yani maddi anlamda bildigimiz güzellikten bahsediorum. yoktur öle bişi.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;dört koldan açıklıyam:D&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;ımm msela bi kol şu: madde enerjidir be dostlarım. enerjidir. beden enerjidir aslnda yani. hem öledir hem malum bide halen pure enerji halinde olan hali wardır insanın. aurası. çakralar. nur. bunlar hep işte.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;snra ruh.. ruhunun tekamül sewiyesine göre bi titreşimi wardır insanın. insanın bi frekansı wardır.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;hem sonra.. mesela lunapark. ordaki aynalar. bak ısıgı öyle kırıyolarki seni yamuk yumuk gösteriyolar. senin gözün ışıgı böyle kırıyo diye sen gördügün seyleri böle görüyosun. senin gözün başka türlü kırsa allah bilir ne görcen.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;hem sonra zaten güzel olan nedirki. neye güzel diosun tam olarak. neye diosun söle ya. insan dedigin zaten minick bişi. hele suratı.. böle bakıosun hop iki göz war işte burun agız kulak derken hop bitmiş. hop mnicik. btio. bşi bile yok. üstelik eger yüzeysel güzellik platformunda inceliyceksek ben söliim, çirkin lan insan. kulagı mulagı war abuk subuk.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;neye güzel diosunki. neye diosun allah aşkna söyle. böle göz war abuidik gubidik. kulak wr. burun war agız war abuk gubuk yine. sen neye güzel diosun. neye çirkn diosun allah aşkna. allh aşkna ya.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;bn neye güzel dedgmi söliyim. öle bi enerji wardrki.. aslında düzeltiorm. ‘güzel’ demielim ona. çnkü dedm ya yok öle bşi. yok. yok.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;bnm için, enerjilerini hissetmedigimizi kabul edersek, bi adamla bi tahta parçası arasında zerre fark yoktur. bşi diildrki onlar. diildr yaw.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;bn diormki, benim ‘güzel’ dedigim sey, ‘öle bişey’ warki onda dedigim insnlrdr. enerjileri öle ulu,  gözlerinin içi öle güzel olan insanlrdır. onlardan bşiler fışkırır. we yani ay bu güzel diil ama sempatik gbi bişeyi kastetmiyorum bunu derken. güzel die bişi yok dedim ya. kim demiş neyin güzel oldugunu. kim hangi maddenin hangi bedenin nasıl sınıflandrılcana karar wermş.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;bn burda maddenin zaten ilüzyondan ibaret olup, bütün interactionların enerjiler arasında oldugundan bahsediorum.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;insanların ruhlarının tekamül sewiyesi sebebiyle, yani ne derece bi algı, ne derece bi ufuk sewiyesine sahip oldduklarıyla ilgili olarak, yaydıkları bir enerji, bir frekans wardır diorum.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;we ruhları aynı tekamül sewiyelerinde olan insanların frekansı birbirini capture eder diorum.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;aynı frekanslar birbirini bulur. onlar birbirine oturan lego parçaları gibidir. onlar rezonans yaratırlar.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;yani sözüm sana en dandik adam. en dandik adam bile olsan.. orda burda vaşş ne karıı yaa da desen, gördügün adama ayyy ne yakışıklı cocuk eridim bittimde desen.. yani bu kdar yüzeysel muhabbetleri yaparken bile..&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;ayy ne yakışıklı adam dedigin adam senin frekanslarında bi adam oldugu için sna ‘yakışıklı’ gelio. sizin ruhunuz eş çnkü. sizin farkındalıgınız eş. sizin kainatı algılamanız eş.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;siz ‘enerjisiniz’ we o ‘enerjiler’ eş. siz tabiki birbirnizi capture edeceksiniz.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;…&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;bide paket wardır. benim elime en çirkin die tabir edilen insanı werin.birazda zaman werin. size onu mükemmel die tabir edilen bi şekilde sunuyim. o paket zaten güdümlenilip kazanılmış bişidir. ‘şu cok güzel’ demek, yine, hiç bi dayanagı olmayan ilüzyonel normların uydruk bi şekilde anlamlandırılmasıdır. o nie güzel olsun krdşm o neki. sen nie ona prim weriosun. kim werdirttrio. yine götünüzde uydurup neye güzel diyip snrada ‘güzel’ in gercekten o olduguna inandınız.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;bu paket olayı dşük frekanslı, yani cok kolay bi şekilde güdümlenebilmiş insanları çeker. onların düşük ruhlarına ‘güzel’ olarak algılamasını istedikleri normları güdümleyerek işlersiniz. onlarda ‘güzel’i bu sanırlar. bu tanımlanmış güzel normlarında paketlenmiş hersey onların düşük algıları tarafından hemen ilgi çeker.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;yani şunu açıklamaya çalışıorum.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;“insanlar birbirlerini, birbirlerine uyumlu frekansları sebebiyle ‘ruh eşi, hayat arkadaşı,güzel ya da cazip’ görür demiştin ama pakette onlara çekici geliomuş frekanslar uymasa bile,diosun şimdi. ee ne ayak?” sorusunun cwbı şu: aslnda güzellk die bşi yok dedik zaten. sadece ilüzyonlar we enerji war dedik. düşük algılı, düşük frekanslı kişiler aslında olmayan bişey hakkında bile manipule edilip ‘bakın, “a,b we c” olmak güzelliktir’ die güdümlendirilebilirler.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;bölece o dşük frekanslı kişiler, kendi frekanslarının gercekten uydugu kişileri cazip bulmakla kalmayıp, onların beynine empoze edilmiş ‘uyduruk’ normlarda olan seyleride cazip bulmaya başlıycaklardır.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;dolayısıyla, paketi (ki bu paket, zaten ilüzyon olan ‘beden’ in,  yani ‘zaten olmayan’ birşeyin ‘şeklidir’ . beden yokturki paket olsundur aslında..) o ‘uyduruk’  normlara uyan bir kişi kendi frekansı dışında, düşük frekanslarada cazip gelicektir.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;we dedigim gibi.. sen ewet sen. senin enerjin belli. o sensin. o seni oluşturan sey. o senin ruhun. o senin bilincin. o senin gönlün. o senin ufkun. o senin algın.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;o, senin ‘tekamül sewiyen’.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;gelin, paketi istedigimiz şekle getirelim. aslında olmayan bişey(beden) üstünde, uydurulmuş normlara (şu günlerdeki genel gecer güzellik görüşleri) uymaya çalışalım.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;naparsanız yapın.. körler sagırlar birbirinizi agırlycaksınız. enerji sewiyeniz, tekamülünüz, algınız neyse, size göre güzel olanda o olucak, ona göre bi sewglniz olucak. we bu sizi cok mutlu edicek.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;sadece ekstra şöle bi durum war ki oda şu: sen yüksek bi insansındır, enerjisi, frekansı yüksek olan bi insansındır. ama paketin (ki dedik ya aslında öle bşi yoktur) , güdümlenmiş beyinlerin yani düşük frekanslıların kafasındaki uyduruk normlara denk düşerse, onlarada cazip gelirsin. işte o durumda bi sewgilin olursa.. ozaman sen yüksek frekanslı olan.. mutsuz olursun.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;buna izin werme, sen, yüksek frekanslı olan.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;nolursun werme. yüksek frekansının en can alıcı noktalarına düşük frekanslıların girmesine izin wermeki.. mutsuz olma.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;….&lt;/p&gt;</description><link>http://abuk.tumblr.com/post/96444619</link><guid>http://abuk.tumblr.com/post/96444619</guid><pubDate>Wed, 15 Apr 2009 15:25:00 +0300</pubDate></item><item><title>Eğer algılamanın önündeki beş duyu kaldırılabilirse, o zaman kendimizi sırf frekanslardan oluşan...</title><description>&lt;p&gt;Eğer algılamanın önündeki beş duyu kaldırılabilirse, o zaman kendimizi sırf frekanslardan oluşan sonsuz bir alemde bulabiliriz.&lt;br/&gt;iyi yada kötü diye nitelendirdiğimiz her şey, sadece belirli enerjilere tekabül eden frekanslar ve biz bu frekansları seyre dalmamız gereken yerde, onlarla savaşarak ömür tüketiyoruz.&lt;br/&gt;&lt;i&gt;— Bekesy&lt;/i&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;</description><link>http://abuk.tumblr.com/post/131345118</link><guid>http://abuk.tumblr.com/post/131345118</guid><pubDate>Fri, 10 Apr 2009 00:00:00 +0300</pubDate></item><item><title>heppi aurs tiori</title><description>&lt;p&gt;Góðan daginn abuduklar. izlanda’nın entropisi düşük huzuru sizin olsun.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;4 yıl önceydi. 21’dim. toydum ama meraklıydım. yanımda kendim gibi arkadaşlarım vardı. anlamak istiyordum sadece. çok samimi bir nedenimiz vardı. anladıkça mutlu oluyorduk. çok muktedir bir güç sanki o yıl öyle yaşamamız için tüm şartları lehimize çevirmişti. garip şeyler deniyorduk, üzerimizde büyük bir güven. bizim için oturup zaman ayırsak dünya üzerinde anlaşılmayacak pek az şey vardı. bu enerji ile pek çok şey keşfettik. zibille detay sanılan şeyler farkettik ve gözlem yeteneği gelişti. en güzeli bişey elde etmek için yapmıyorduk hiçbirşeyi, sadece öylece eğleniyorduk. o sıra umurumuzda değildi hayatta bir şeyler yapmak.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;insan neye güler merak ettik. espiriler nasıl insanda gülme refleksi oluştururdu. koparan espirilerin mantığı neydi. alakasızlık denen şeyin ne denli önemli olduğunu anladık örneğin. birşeyin birşeylerle bir protokol gereği alakalı olma hali evrende o kadar baskındı ki alakasızlık insana değişik geliyor ve güldürüyordu. bir dönem sokaklarda sabahladık. ocak soğuğunda sbah 5’te üşümeden nasıl dururduk kadıköy rıhtımında.. en zor insanlarla enseye şaplak … olmak çok basitti. insanımızın ortak çizgisini keşfetmiştik. aşağı yukarı her yaş grubundan insanlar bir anda bizle samimi oluyordu. ücreti ödenmeyen taksiler, lokantalar ve sinemalar..&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;bir ara insan evladı kaç gün üst üste uyumadan dayanabilir diye merak ettik. sınırları zorluıyorduk. düşük tansiyonu olan yaşlılara verilen, bi ara doping olarak yarış atlarına da verilen bir ilaç vardı. ismini vermeyelim. o ilaçtan içip 3 gün dayanmıştık. ama götürüsü de kötü olmuştu. normal günlerde 3-4 saat uyuyorduk. uyumaya ayıracak o kadar vakit yoktu. uyurken hep birşeyler kaçırıyoruz gibi gelirdi. zaten içimizden herhangi iki kişi uyanıkken uyumak çok zordu.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;uyku ile olan bu deneylerimiz sırasında bir gün birşey farkettim. çoğu zaman olduğu gibi sabahlamıştım. genelde gün ışığının perdeye vurmasıyla pişmanlık hissi gelir ve o halde yatağa girilir. acı verir. ben de her zamanki gibi o duygularla yatağa girdim. keşke şimdi 8 saatlik uykumdan uyanmış olsaydım diye düşündüm. o zaman, bu iğrenç, işe yaramaz, berdüş hissini hiç yaşamazdım dedim. ve lamba yandı. madem şu an uyanmak istiyorum, o zaman uyanmış gibi yapıp güne başlayayım dedim.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;camı açıp ormanı izledim. o kadraj bana hiç o kadar güzel görünmemişti. yaşam doluydu dünya. güzellik doluydu. ‘haydi bugün iyi işler yap ve basit değil derin mutlulukların peşinden git, ben buradayım seni destekleyeceğim’ der gibiydi. tam olarak izah etmek çok zor zira dil felsefesinde de görürsünüz, dil düşünceleri ifade etmede yerine göre büyük bi kısıt. restriction’ın tam karşılığı bundan sonra ‘kısıt’ tamam mı..&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;dil konusunu anlatayım mı dedim ama vazgeçtim. şimdi dil düşünceyi oluşturur genelde, yani düşüncelerinizin zenginliği nitelikli kelime dağarcığınızla doğru orantılıdır. ancaaak ben kelimelerle değil de her durum için bi şeyi sembolize eden garip çok boyutlu geometrik şekillerle düşündüğüm için dile aktarırken zor oluyor. abuk sabuk yazıların nedeni belki de budur. hah işte buldum: ben kelimelere aktarayım derkene ortaya çıkan garip ifade, mevcut dünyamızda daha düşük perdeden bir karşılığa tekabül ettiğinde, ve ben bunu farkettiğimde, kayışı koparıp geyik etmeye başlıyorum. dinleyenin de kafası karışıyor ama anlamasa da ettiğim geyiğin bi temel noktası olduğunu hissettiğinden salıveriyor kendini. tamam bu konuyu geçelem. bilinguistik miydi o birçok dilde düşünebilen.. hardiski ikiye bölmüşler de işletim sistemi aynı. azıcık zenginlik katar tabi başka dilde de düşünebilmek. ona büyük zenginlik diyen de var gerçi ama onların zenginlik anlayışı dar.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;çok mu ukala oldum hacı bugün ben. şunu anladık şöyle farklıydık der gibinmiydi yoksa.. öyle anladıysanız anlayın abuklar. ben dürüstüm artistlik olsun diye yazmam özenti bilog bebeleri gibi.. ne ise o. o sıra ne hissettikse ne anladıksa ve bugün ne zannediyorsak o. açık seçik. herkesin referans frame’i kendine münhasır. frame’lerimizin örtüşür yanına denk gelirsek iyi olurdu sadece.. doğrusu abuk sabuk yazmak beyni boşalttığından menfi bir nedenimiz var bizim. dimi pit?&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;nefes alalım güzelce. doğru nefes alma tekniklerini de araştırın lütfen. bebekler nası nefes alıyor gözlemleyin. en doğrusu onlarınki. büyüdüğünde şirazen kayınca nefesin bozulur, beynine gitmesi gerektiği kadar oksijen gitmez sonra bu nedenle zibille psikiyatrik sorun olur. ona göre. 3 paragraf oldu konuya ara verdik. haydi devam edelim ettten kemikten yapılma ademoğulları. sabahladığım o gün, günün aydınlanmasını takip eden birkaç saat boyunca ormanda dolaştım. dünya bi değişik geldi. mutluydum yaşam doluydum. öyle kendimi kandıracak yapay bişey değil, güçlü bi yaşam enerjisi kapladı içimi.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;acaba dedim ama kimseye de söylemedim bir kez daha aynını denemeden. yine sabahladım yine ormana gittim, yürüdüm sonra da sosyal tesislere kahaltı yapmaya.. model kafamda oturmaya başladı. ve arkadaşlara aktardım. onlar da denediler, ben ne farkettimse aynını söyleyerek bana döndüler. bu kez daha da ileri götürdüm işi. sabahlamıyordum ama akşam 10 gibi uyuyup sabak 5 gibi uyanıyordum. ve yine aynı adiobatik proses . alakasız :) ama bu kez daha kuvvetliydi herşey. çünkü dinlenip tazelenerek karşılıyordum onu. çok mutluydum ve birkaç gün sonra bana 2 arkadaşım daha katıldı.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;hergün 5 de uyanıyorduk ve çok mutluyduk. o ne güzel günlerdi. hepimiz normalde akşama kadar tamamlayamadığımız işlerimizi öğle 12’ye kadar bitiriyorduk. öğleden sonralarımız bize kalıyordu. ne güzel ne bereketli bir işti bu. hem daha mutluyduk hem de daha başarılı. ismini de koydum. günün doğumunu takip eden birkaç saat happy hours idi. bir şekilde insan vücudu mutluluğa, yaşam sevincine ve çalışkanlığa neden olan hormonlarını salgılıyordu. o saatlerde her ne oluyorsa oluyordu ama ne kokain ne de ilaçlar gibi bir götürüsü yoktu, tamamen doğaldı. happy hours denilen saatleri uyuyarak geçirenler ise gün boyu bize göre daha uyuşuktu.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;sonradan bi capital dergisi geçti elime. coni diyarından ünlü bi ceo’nun röportajı vardı. hergün gün ağarmadan uyanıp yüzdüğünü söylüyordu. bu da farketmiş derkene, genelde tüm ceo’ların gün ağarmadan uyandığını öğrendim. sırrı onlar da belki bize göre çok daha fazla bedel ödeyerek öğrenmişlerdi. şunu diyorum özetle, dünya sizi o saatlerde uyanık görmek istiyor. lütfen dinlenmemiz için yaratılan geceleri dinlenelim ve uyuyalım. güzel şeyler yapmamız için yaratılan gündüzleri de güzel şeyler yapalım. sınır koşulları belli. sabah 5 uyan, akşam hava kararınca yemeğini ye azıcık keyfini sür sonra uyu. kendi doğamız ve dünyanın doğası birbirine çok uyumlu. bu uyumu bozmamalıyız.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;şuan saat 07:34. uyanalı 3 saat oldu. dışarıda kuşlar ve ilkbaharın sarı tonunda çapraz güneş ışıkları. foton onlar foton. çarpınca foton ilerlerken dalga :) neyin dalgası, neyin içinde dalga? şu elektronlarla çekirdeğin arasındaki o kocaaa boşluğu kaplayan şey neyse belki onun dalgasıdır. ama nasıl ilerlerkene dalga, çarparkene foton oluyor? ya aslında hiçbişey olmuyor hep aynı. sadece ilerlerkene öyleymiş çarparkene böyleymiş gibi hareket ettiğini keşfetmişiz. ışık, nur işte. ışık berekettir. ve gözünüzü açık tuttuğunuz sürece bereket sonsuz kez gözünüze gelir, siz işlemden geçirir anlamlandırırsınız. tüm bunlar boşuna değil, o bereketi iyi anlamlandırmalı. veee bereket size sunulduğunda uyumamalı, uyanmalı.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;denediniz mi?&lt;/p&gt;</description><link>http://abuk.tumblr.com/post/96761898</link><guid>http://abuk.tumblr.com/post/96761898</guid><pubDate>Sat, 04 Apr 2009 06:31:00 +0300</pubDate></item><item><title>…dünya sadece baktığımız zaman madde görüntüsü veren, aslında durmaksızın akan bir dalga çorbası—...</title><description>&lt;p&gt;…dünya sadece baktığımız zaman madde görüntüsü veren, aslında durmaksızın akan bir dalga çorbası&lt;br/&gt;&lt;i&gt;— Nick Herbert&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;</description><link>http://abuk.tumblr.com/post/131346385</link><guid>http://abuk.tumblr.com/post/131346385</guid><pubDate>Sat, 04 Apr 2009 00:01:00 +0300</pubDate></item><item><title>kelebeeeek</title><description>“türkiyede kadın olmak zor zanaat.. imkansız deil ama zorr.. sewdim bir kadını hudutsuz..” falan filann. içli sözler diilmi cok. yani yaşattıgı duyguyu dolu dolu yaşatıo bence hoş. bence sizcede hoş:D  deliksiz bir uyku gibi rahat içim.. buda misal güzel bi. bşi. bnmki tam öle gbi diil ama bnmki şu an başka bi rahat ama nası relax nası güzel nası cici nası bölee ooohh yayılmışım gibi. cicoş.
&lt;p&gt;napıoz biz. iiiz siz nasısınız mı. yok diil. bak şuda cok güzel. okşarkeen yanaginuu gülden yumuşakk olsamm.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;hipnotize olmak istiorm ben. şöle bi bilge adam istiorm o böle gelsin oturalım böle meraba deriz böle hoppidi.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;ya bnm yazcak cok seyim warda ne geregi war. ksura bakmazsanız sewnirm zira tam abukland yaptm:D&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;böle kçükken hasta olurduk ya. böle ateşimiz çıkar gibi olurdu yatardık bisürü yorgan altında. böle hergün okula gderken o gün gtmezdik. cizgi film izlerdik. snra böle yerdik içerdik fln. snra böle yorganın altından cıkıp tuwalete gderdk böle btkin böle sıcak gbi böle halsiz gbi böle kafa ucuo gbi. böle o cok güzeldi bence. bence sizcede güzeldi:D&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;hayat.. istedigimiz gbi şekillendrceimiz bi hamur. cok zewkli bşi diilmi bu ya. dşünsene.neler yapılırr war yaa ohooo. muhteşem bşi yaa. çile doldurma yeri diilki burası. şaheserr yaratma yeri. konuda cok zewkli. malzemelerde şahanee:p&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;her ilmigiyle şaheser yarat die önüne sunulmuş bi hediye.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;bence türkiyenin şekli cok hoş. pek estetik. bence sizcede öyle:D:p artık ben hep böle konuşcam bisüre nabeer:)&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;ben size tekamülden bahstcem. güzel şeler dicem ya walla. yarın falan. belki bu gece. onu okuyun ha. öptm by&lt;/p&gt;</description><link>http://abuk.tumblr.com/post/92668906</link><guid>http://abuk.tumblr.com/post/92668906</guid><pubDate>Fri, 03 Apr 2009 23:30:31 +0300</pubDate></item><item><title>mınımış</title><description>&lt;p&gt;wıdı wdı wiit widi widi wüüt bugün hawa hafiften datsız görünümlü. ama benim cok hoşuma gitti. ulu bi hali war. böle magrur. tok. ewet ewet tok. yemyeşil tertemiz çam ormanları gibi. kusura bakmayın öle. ayrıca karnım acıktı. mutluluk emici olmak. nası bu. ii mi. nah ii:D bi bahar tam gelsede hepimiz rahatlasak. hatta yaz. rahatlıktan artık uhooo ne hale geliriz tahmini mümkün diil.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;ya en son nezmn şöle dolu dolu huzuru hissettim bilemiorm. dolu dolu mutlulugu. dolu dolu neşeyi. içimden taştı böyle umudum neşem.. bilemiorum. diormki hep hayatımı bnun üstüne kurdum işte o ormanın içinde o oksijenin hazzından tut herbişeye kadar herseyi dolu dolu yaşamaya.. sindirmeye. ama yinede yuwarlanıp gdiosun dandik dandik. suyun üstünden akıp gider gibi. kayıp huopp die gider gibi. dandik yani. işin dahada dandik tarafı bisüre sonra kayıp akıp yüzeyden yüzeyden fıydıran biri olmak sana eskisi kadar huzursuzlukta wermeye başlamıo.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;alışıomusun ne. yda patlamak için daha ok dolmaya ihtiyaç dyuosundur oyzdn kısa wadede alıştıgını sanıosundur. halbuki malum, ne kadar dolarsan patlamanda okdr byük olur. yda yok yok. artık gercekten patlamıosun bisüre sonra ya. patla patla nereye kadar. agla zıla mahwol delir tırlat sinir krizleri gecir. nereye kadar. hayat işte lan. abartıcaksanda bu yönde abartma. güzelligini abart. ay yaşam sewncyle doldu birden içim. bu arada yukarda lan dedim özür diliorm:D ‘şu anda bana ne mutluluk werir blmiorm’ cümlesi cok güzel bi cümledir aslında. gelin açıklayayım:)&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;bana artık hçibşi mutluluk wermio. wermio cnkü onlar hep dünyewi. hani en kutsal en mukaddes en dokunulmaz sayılan seylere bile bakalım. annenin sana sarılması,mutlu bi aile tablosu,cok sewdigin bi insan.. yanında.. ellerini tutuo,hayatı paylaşıosunuz.. işte ne bliyim muhteşem bi film çekmişsin çıgır açmış dünyada insanların hayatı yeniden sorgulamasına we bisürü şeyi idrak etmesine yol açmış.. daha bisürü şey. ama yok. yok. hiçbri yetmez. daha önemlsi gerek yok. mutluluk öle diilki. ne hepsi ne hiçbri. hepsinden bagımsız mutluluk. mutluluk cok güzel:) we mutluluk koşulsuz. wee mutluluk sonsuz. wee mutluluk umarsız. mutluluk etklnmezki ondan bundan.&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;benim canım bşiler istio cok. böle böle bilemedimki tam ne. yemek yemekte ne yemegii. böle baharatlı seyli cipsli:P ne dioduk mutluluk etkilenmez ondan bundan ama etkiler. herseyide cok güzel yapar. yaaw yaptı ordan bliorm:) ama mutsuzkende mutlu olmayı figure edeblmek bile cok zor yaaw bliorm zor:D ama ya nası bi tılsımsa hakkaten.. biraz sey tarzı ’ akşam yatmayı bilmezsin sabah kalkmayı bilmezsin’ tarzı:D bu arada yukarda tılsım dedim bence biraz komikti:D&lt;/p&gt;
&lt;p&gt;ben yemek yicem. haydi yallah bakalım bana. ama sonra yazıcam yine. zira hepimiz farkndyzki yazımız hawada we brz züttürük. ama yinede hoş. ne dersiniz:D&lt;/p&gt;</description><link>http://abuk.tumblr.com/post/92519844</link><guid>http://abuk.tumblr.com/post/92519844</guid><pubDate>Fri, 03 Apr 2009 11:33:00 +0300</pubDate></item><item><title>Zeus aşkına, Soddy, bizi simyacı sanacaklar!

— Ernst Rutherford</title><description>&lt;p&gt;Zeus aşkına, Soddy, bizi simyacı sanacaklar!&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;&lt;i&gt;— Ernst Rutherford&lt;/i&gt;&lt;/p&gt;</description><link>http://abuk.tumblr.com/post/131346851</link><guid>http://abuk.tumblr.com/post/131346851</guid><pubDate>Fri, 03 Apr 2009 00:01:00 +0300</pubDate></item><item><title>namaste</title><description>&lt;p&gt;öyle zamanın geri çevrilmesiyle kaderle fln uğraşacağına otur yan komşunun derdini çöz. herkes mutlu herşey çözülmüş de hızlı tren yapıyoruz üstelik.  kimi taşıyacaksın içinde. eğitimsizleri yada eğitimli cahilleri mi? yazık biz.. &lt;/p&gt;

&lt;p&gt;‘şunu şöle yapacağına bunu böle yap’ kalıbını kulklanarak başlamak istedik abukland ziyaretçileri. bu yeryer azıcık dıoğru yer yer ise saçma bi kalıptır. ama yukarıdaki mevzuda haklılık payı vardır. bugün aksine ciddi bir konudan bahsedeceğiz. ulen  abuk sabuk geyiklerle dolu yazılar yazan tipler nasıl olur da böyle bişey yazmış diyebilirsiniz. yahu bu nası bi önyargı biz ööle düşünmedik ki mi diyorsunuz. okuyun o zaman. ayrıca şuan fulya’dayım. tek başıma yazıyorum&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;bazı şeylerden bunaldığımda bıktığımda  hayatı sorgulamaya başlarım. bunu herkes yapar aşağı yukarı. hayat bu kdr sıkıldığıma bunaldığıma değer mi diye düşünürüm. anglo saxon zihin yapısına göre bi eğitim aldık ya bazı kilit şeyler herşeyden önce tanımlanmalı. şimdi nedir beni bunaltan bıktıran şeyler. ‘hayatta her zaman herşey istediğiniz gibi gitmez’ kabulünden yola çıkarsak istemediğimiz birşey olmasını gayet doğal karşılamalıyız. bende zaten o öyle. o zaman nedir beni bunaltan bıktıran şeyler; öyle hayatta karşımıza çıkabilecek istemediğiniz şeylerden daha dayanılmaz şeyler bunlar. önünüze bir taş çıksa alıp kenara koyar yola devam edersiniz. bi de değiştiremeyeceğimiz şeyler vardır ki onu o haliyle kabul ederiz  ve o da sorun teşkil etmez. ancak buralarda hayatta kalabilmek için bazı zihniyetlere aman efendim tamam efendim demek zorunda bırakılıyorsunuz. ne kadar samimiyetsizce değil mi.. gerçek düşüncelerinizi bi insandan saklamak, çok çok kötü.bunu yapmayınca da sevenlerimiz ailemiz fln bizi uyarıyorlar. onların düşüncesi bnm iyiliğim.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;herkes bir rol biçmiş kendine bu oyunda, kurallar belli; senden üstlerine boyun eğeceksin, dediklerini yapacaksın, bir fikrin varsa da bunu ona belli şartlar oluşursa anlatabilirsin, zaten anlatsan da genelde pek ciddiye alınmazsın..ha çok değer veriyor gibi görünürler o ayrı…&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;riyakarca bir oyun bu hayat. dürüstler yok mu var, çok büyük mücadele veriyorlar onlara rağmen hayatta birşeyler yapabilmek için. ve çok büyük bir bdel ödüyorlar bunun için. dürüst olmak, ne güzel bir güven.. güvenin olmadığı yerde sevgi olmaz, güvenin olmadığı yerde gülücükler hep yapaydır. güvende değilseniz inanmazsınız, şüphe edersiniz herşeyden ve tüm bunlar dünyayı bu hale getirir. dürüst olmak zorundayız. önce kendimize sonra herkese ama herkese. dürüstçe bir söylem size ve karşınıdakine aylar belki de yıllar kazandırır. dürüst olursanız gece huızur içinde uyursunuz. dürüst olursanız gıybet etmezsiniz. kalbinizi karartmazsınız. açık ve net.. ayrıca dürüst olursanız hayatta istediklerinizi çok daha hızlı ve çok daha kolay elde edersiniz. alicengiz oyunları çevirmek yerine.. burada onlarca yazı yazdık içinde bi dürüstlük bi samimiyet vardı.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;laf söyleyenin neresinden çıkarsa dinleyenin orasına girermiş. kalpten bir samimiyetle konuşuyorsanız karşınızdaki mutlaka ama mutlaka bunu hisseder. kendisi farketmese de kendisinden neredeyse daha zeki olan içgüdüleri bunu anlar. gerçi birşeyleri aşmış insanblar bunu direkt hissderler. lafı söylerken hangi kelimeleri kullandığınız değil o lafı üretirken nereden beslendiğiniz önemlidir. samimiyet dürüstlük açıklık ve nezaket..nezaketle dürüst davranan bir insanı hangimiz sevmeyiz? lafın arkasında ne var, söyleminizin altını doldurabilecek bir alt yapısı var mı? bunların hepsi hissedilir, kimse salak değil.. &lt;/p&gt;

&lt;p&gt;ama ne oluyor söyliyeyim. herkes her şeyi hissediyor ve biliyor da kendisi de aynı oyunun içinde olduğu için kanıksamıyor. buranın adeti buymuş napalım der gibi masum birşey de değil bu, direkt menfaat için.. zamanla herkes klonlanıyor. şu güzelim istanbulumuzda neler neler yaşanıyor..&lt;br/&gt;
evet hepimzin içinde var bi dünyevi arzular. herkesçe saygı duyulan karizma bi kişilik olmak benim de nefsimi okşar. ama şöyle bi geriye yaslanıp düşünelim mi şimdi..&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;yapmakta olduğun şeyden sen vicdanen razı olmalısın kardeş. yani bi kere her ne iş yapıyorsan o işin topluma ve ülkemize ve dünayay bir faydası olduğuna inanmalısın. bu seni işine karşı samiyetle bağlamalı. üzerinde o sorumluluğu hissetmelisin. sorumluluk sadece ay sonunda maaşını almak kariyer yapmak olmamalı. bunlar da teker teker saygı duyulacak şeyler ama tek başlarına zararlı birer virüs gibiler. zira hedefine giden yolda mübah göreceğin şeyler olacaktır. evet onun diyen makaveli idi, o konuda yazarım ayrıca çünkü adamı yanlış anlayıp yanlış yorumluyorlar.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;ne diyordukhedefine giden yolda üstlerine dürüst olmamayı mübah görebilirsin ki bu koca ülkemizin ticaret hacmizi sırtında taşıyan istanbulumuzun bir çok yerinde şu yazıyı yazdığım sırada binler tarafından yaşanmakta olan birşey.. çok mu abartıyorum sizce. kim olduğunuza göre değişir. örneğin iş hayatına melekçe bakan idealist bir üni öğrencisi iseniz ona göre bi cevabım olacaktır. ama buna değinmeyeceğim burada.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;bir memlekette bu kadar yalan riya gıybet eyyamcılık varsa orada huzurlu bi halk olmaz.. hollandalıların bir özelliği vardır, her ne düşünüyorlarsa direkt söylerler, patavatsızlık bile yaptıkları olur. ama tüm derdimiz ol olsun. iklimlerle ilişkilendirmek istedim ama bu çok doğru olmazdı o yüzden vazgeçtim. ne mi dicektim.. sıcak iklimlere indikçe bi haller oluyor bu insanoğluna. bi cahillik bi salaklık hali.. fakirlik demiyorum cahillik. zengin ama cahil. mesela her sene uludağı görmek için güzelim bursamızın teleferik’ini işgal eden araplar gibi. birçoğu çok zengin ama cahil.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;tüm bu durumların etkisiyle mahalle aristokratları yada afrikada yalınayaklı bilgeler denilen bir sosyal sınıf oluştu. bu mahalle aristokratlarının bir bankta oturup sohbet ederken, gözlemledikleri analiz edip kelimeleri ince ince en doğru şekilde seçip izah ettikleri kitap olunup basılacak cinsten şeyler. ama damlar aç. yine de mutlu çünkü samimi bir hayatı var. zenginle fakirin arasındaki mesafe açıldıkça bu aristokratların sayısı artacak. dışardan görseniz cahil sanırsınız ama size sizin uzmanlık alanınızla ilgili öyle bir soru sorar ki o konuyu en az sizin kadar çalıştığını anlarsınız.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt; bir toplumda bana gelen ışık’ın yapısı ile ilgili soruya ben hasbel kader orada anlaşılabilecek şekilde cevap vermeye çalışırken, ortamdaki bir gariban ve cahil görünümlü adam bana “hocam bu quark’lar nasıl davranıyorlar bahsedebilir misin” dedi. ben ki 25 yaşında kendisinden en az 20 yaş küçük bir adam, kendisinin bu altı dolu soruyu sorduğuna şaşırdığımı gösterecek kadar kaba olmamalıydım. çünkü bu insanların artık toplumun içinde olduğunu kimseyi kıyafetine tipine göre değerlendirmemek gerektiğini biliyordum. neyseki hasbel kadar bilgimizle bir cevap verdim. ve kendisine mesleğini sordum. elkektrikçiymiş kendisi. bir tamir dükkanı varmış. ama biraz meraklıyım okuyorum bu konularda diye ekledi. kendisini ezik hissedercesine bir eklemeydi bu. o adama kendisini böyle hissettiren cahil toplum yapısına lanet olsun. birçok fizik mezunu bilmez adamın bildiklerini..&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;nereden nerete geldik. toparlayalım önümüzü görelim. şimdi dürüst olmayan bu zihniyet yüzünden fakir ama bilge bir sosyal sınıf oluştu dedik. tüm baskı sistemlerinde halk kendi başının çağresine bakacak temelleri atar. bırada sosyoloji uzmanı gibi konuşacak değilim ama bu böyledir diyebileceğim bi şeyden bahsediyorum. siz toplumdaki bir sosyal gruba yada sosyal sınıfa baskı uygularsanız onlar 10 sene sonra müthiş bir donanıma sahip olacak şekilde yetiştirdikleri çocuklarıyla karşınıza çıkarlar ve size kafa tutmaya başlarlar. çok değil sadece on sene. bunu ülkemizde yaşadık defalarca. burada şu konuya da girelim. bu karşınıza çıkan 10 sene öncesinin ezilenlerinin çocukları , babalarının asla ulaşamayacakları bir seviyeye geldiklerinde ne yazık ki yavaş yavaş babalarını on sene önce ezenlere benzemeye başlarlar. bu çok ciddi bir konudur, okuyorsa mutlaka bir sosyolog bunu incelesin.&lt;/p&gt;

&lt;p&gt;az da olsa güçlenince özünü koruyanlar da vardır ve onlar adaletle hükmedebilirlerse herkese herkesin ama herkesin kahramanı olurlar. ama bu çok az olur. bu büyük bir bilgelik ermişlik yada başka birşey gerektirir. zordur. ülkemizde pek rastlamadım. &lt;/p&gt;

&lt;p&gt;bir çırpıdfa düşünüp fazla müğdehale etmeden kafamdan geçtiği gibi yazdım. hatalıysam da dürüstçe hata yaptım. yau bu da savunma yapar gibi oldu mu ki.. nesene samimi bir zemin üzerinde inşa olsun herşeyiniz abuduklar. &lt;/p&gt;

&lt;p&gt;namaste önce kendimize&lt;br/&gt;
imza&lt;/p&gt;</description><link>http://abuk.tumblr.com/post/92259394</link><guid>http://abuk.tumblr.com/post/92259394</guid><pubDate>Thu, 02 Apr 2009 18:14:00 +0300</pubDate></item></channel></rss>
