namaste
öyle zamanın geri çevrilmesiyle kaderle fln uğraşacağına otur yan komşunun derdini çöz. herkes mutlu herşey çözülmüş de hızlı tren yapıyoruz üstelik. kimi taşıyacaksın içinde. eğitimsizleri yada eğitimli cahilleri mi? yazık biz..
‘şunu şöle yapacağına bunu böle yap’ kalıbını kulklanarak başlamak istedik abukland ziyaretçileri. bu yeryer azıcık dıoğru yer yer ise saçma bi kalıptır. ama yukarıdaki mevzuda haklılık payı vardır. bugün aksine ciddi bir konudan bahsedeceğiz. ulen abuk sabuk geyiklerle dolu yazılar yazan tipler nasıl olur da böyle bişey yazmış diyebilirsiniz. yahu bu nası bi önyargı biz ööle düşünmedik ki mi diyorsunuz. okuyun o zaman. ayrıca şuan fulya’dayım. tek başıma yazıyorum
bazı şeylerden bunaldığımda bıktığımda hayatı sorgulamaya başlarım. bunu herkes yapar aşağı yukarı. hayat bu kdr sıkıldığıma bunaldığıma değer mi diye düşünürüm. anglo saxon zihin yapısına göre bi eğitim aldık ya bazı kilit şeyler herşeyden önce tanımlanmalı. şimdi nedir beni bunaltan bıktıran şeyler. ‘hayatta her zaman herşey istediğiniz gibi gitmez’ kabulünden yola çıkarsak istemediğimiz birşey olmasını gayet doğal karşılamalıyız. bende zaten o öyle. o zaman nedir beni bunaltan bıktıran şeyler; öyle hayatta karşımıza çıkabilecek istemediğiniz şeylerden daha dayanılmaz şeyler bunlar. önünüze bir taş çıksa alıp kenara koyar yola devam edersiniz. bi de değiştiremeyeceğimiz şeyler vardır ki onu o haliyle kabul ederiz ve o da sorun teşkil etmez. ancak buralarda hayatta kalabilmek için bazı zihniyetlere aman efendim tamam efendim demek zorunda bırakılıyorsunuz. ne kadar samimiyetsizce değil mi.. gerçek düşüncelerinizi bi insandan saklamak, çok çok kötü.bunu yapmayınca da sevenlerimiz ailemiz fln bizi uyarıyorlar. onların düşüncesi bnm iyiliğim.
herkes bir rol biçmiş kendine bu oyunda, kurallar belli; senden üstlerine boyun eğeceksin, dediklerini yapacaksın, bir fikrin varsa da bunu ona belli şartlar oluşursa anlatabilirsin, zaten anlatsan da genelde pek ciddiye alınmazsın..ha çok değer veriyor gibi görünürler o ayrı…
riyakarca bir oyun bu hayat. dürüstler yok mu var, çok büyük mücadele veriyorlar onlara rağmen hayatta birşeyler yapabilmek için. ve çok büyük bir bdel ödüyorlar bunun için. dürüst olmak, ne güzel bir güven.. güvenin olmadığı yerde sevgi olmaz, güvenin olmadığı yerde gülücükler hep yapaydır. güvende değilseniz inanmazsınız, şüphe edersiniz herşeyden ve tüm bunlar dünyayı bu hale getirir. dürüst olmak zorundayız. önce kendimize sonra herkese ama herkese. dürüstçe bir söylem size ve karşınıdakine aylar belki de yıllar kazandırır. dürüst olursanız gece huızur içinde uyursunuz. dürüst olursanız gıybet etmezsiniz. kalbinizi karartmazsınız. açık ve net.. ayrıca dürüst olursanız hayatta istediklerinizi çok daha hızlı ve çok daha kolay elde edersiniz. alicengiz oyunları çevirmek yerine.. burada onlarca yazı yazdık içinde bi dürüstlük bi samimiyet vardı.
laf söyleyenin neresinden çıkarsa dinleyenin orasına girermiş. kalpten bir samimiyetle konuşuyorsanız karşınızdaki mutlaka ama mutlaka bunu hisseder. kendisi farketmese de kendisinden neredeyse daha zeki olan içgüdüleri bunu anlar. gerçi birşeyleri aşmış insanblar bunu direkt hissderler. lafı söylerken hangi kelimeleri kullandığınız değil o lafı üretirken nereden beslendiğiniz önemlidir. samimiyet dürüstlük açıklık ve nezaket..nezaketle dürüst davranan bir insanı hangimiz sevmeyiz? lafın arkasında ne var, söyleminizin altını doldurabilecek bir alt yapısı var mı? bunların hepsi hissedilir, kimse salak değil..
ama ne oluyor söyliyeyim. herkes her şeyi hissediyor ve biliyor da kendisi de aynı oyunun içinde olduğu için kanıksamıyor. buranın adeti buymuş napalım der gibi masum birşey de değil bu, direkt menfaat için.. zamanla herkes klonlanıyor. şu güzelim istanbulumuzda neler neler yaşanıyor..
evet hepimzin içinde var bi dünyevi arzular. herkesçe saygı duyulan karizma bi kişilik olmak benim de nefsimi okşar. ama şöyle bi geriye yaslanıp düşünelim mi şimdi..
yapmakta olduğun şeyden sen vicdanen razı olmalısın kardeş. yani bi kere her ne iş yapıyorsan o işin topluma ve ülkemize ve dünayay bir faydası olduğuna inanmalısın. bu seni işine karşı samiyetle bağlamalı. üzerinde o sorumluluğu hissetmelisin. sorumluluk sadece ay sonunda maaşını almak kariyer yapmak olmamalı. bunlar da teker teker saygı duyulacak şeyler ama tek başlarına zararlı birer virüs gibiler. zira hedefine giden yolda mübah göreceğin şeyler olacaktır. evet onun diyen makaveli idi, o konuda yazarım ayrıca çünkü adamı yanlış anlayıp yanlış yorumluyorlar.
ne diyordukhedefine giden yolda üstlerine dürüst olmamayı mübah görebilirsin ki bu koca ülkemizin ticaret hacmizi sırtında taşıyan istanbulumuzun bir çok yerinde şu yazıyı yazdığım sırada binler tarafından yaşanmakta olan birşey.. çok mu abartıyorum sizce. kim olduğunuza göre değişir. örneğin iş hayatına melekçe bakan idealist bir üni öğrencisi iseniz ona göre bi cevabım olacaktır. ama buna değinmeyeceğim burada.
bir memlekette bu kadar yalan riya gıybet eyyamcılık varsa orada huzurlu bi halk olmaz.. hollandalıların bir özelliği vardır, her ne düşünüyorlarsa direkt söylerler, patavatsızlık bile yaptıkları olur. ama tüm derdimiz ol olsun. iklimlerle ilişkilendirmek istedim ama bu çok doğru olmazdı o yüzden vazgeçtim. ne mi dicektim.. sıcak iklimlere indikçe bi haller oluyor bu insanoğluna. bi cahillik bi salaklık hali.. fakirlik demiyorum cahillik. zengin ama cahil. mesela her sene uludağı görmek için güzelim bursamızın teleferik’ini işgal eden araplar gibi. birçoğu çok zengin ama cahil.
tüm bu durumların etkisiyle mahalle aristokratları yada afrikada yalınayaklı bilgeler denilen bir sosyal sınıf oluştu. bu mahalle aristokratlarının bir bankta oturup sohbet ederken, gözlemledikleri analiz edip kelimeleri ince ince en doğru şekilde seçip izah ettikleri kitap olunup basılacak cinsten şeyler. ama damlar aç. yine de mutlu çünkü samimi bir hayatı var. zenginle fakirin arasındaki mesafe açıldıkça bu aristokratların sayısı artacak. dışardan görseniz cahil sanırsınız ama size sizin uzmanlık alanınızla ilgili öyle bir soru sorar ki o konuyu en az sizin kadar çalıştığını anlarsınız.
bir toplumda bana gelen ışık’ın yapısı ile ilgili soruya ben hasbel kader orada anlaşılabilecek şekilde cevap vermeye çalışırken, ortamdaki bir gariban ve cahil görünümlü adam bana “hocam bu quark’lar nasıl davranıyorlar bahsedebilir misin” dedi. ben ki 25 yaşında kendisinden en az 20 yaş küçük bir adam, kendisinin bu altı dolu soruyu sorduğuna şaşırdığımı gösterecek kadar kaba olmamalıydım. çünkü bu insanların artık toplumun içinde olduğunu kimseyi kıyafetine tipine göre değerlendirmemek gerektiğini biliyordum. neyseki hasbel kadar bilgimizle bir cevap verdim. ve kendisine mesleğini sordum. elkektrikçiymiş kendisi. bir tamir dükkanı varmış. ama biraz meraklıyım okuyorum bu konularda diye ekledi. kendisini ezik hissedercesine bir eklemeydi bu. o adama kendisini böyle hissettiren cahil toplum yapısına lanet olsun. birçok fizik mezunu bilmez adamın bildiklerini..
nereden nerete geldik. toparlayalım önümüzü görelim. şimdi dürüst olmayan bu zihniyet yüzünden fakir ama bilge bir sosyal sınıf oluştu dedik. tüm baskı sistemlerinde halk kendi başının çağresine bakacak temelleri atar. bırada sosyoloji uzmanı gibi konuşacak değilim ama bu böyledir diyebileceğim bi şeyden bahsediyorum. siz toplumdaki bir sosyal gruba yada sosyal sınıfa baskı uygularsanız onlar 10 sene sonra müthiş bir donanıma sahip olacak şekilde yetiştirdikleri çocuklarıyla karşınıza çıkarlar ve size kafa tutmaya başlarlar. çok değil sadece on sene. bunu ülkemizde yaşadık defalarca. burada şu konuya da girelim. bu karşınıza çıkan 10 sene öncesinin ezilenlerinin çocukları , babalarının asla ulaşamayacakları bir seviyeye geldiklerinde ne yazık ki yavaş yavaş babalarını on sene önce ezenlere benzemeye başlarlar. bu çok ciddi bir konudur, okuyorsa mutlaka bir sosyolog bunu incelesin.
az da olsa güçlenince özünü koruyanlar da vardır ve onlar adaletle hükmedebilirlerse herkese herkesin ama herkesin kahramanı olurlar. ama bu çok az olur. bu büyük bir bilgelik ermişlik yada başka birşey gerektirir. zordur. ülkemizde pek rastlamadım.
bir çırpıdfa düşünüp fazla müğdehale etmeden kafamdan geçtiği gibi yazdım. hatalıysam da dürüstçe hata yaptım. yau bu da savunma yapar gibi oldu mu ki.. nesene samimi bir zemin üzerinde inşa olsun herşeyiniz abuduklar.
namaste önce kendimize
imza

