abukland

pitik hanım ile yubu bey gururla sunar

tezat ownself

Yine birlikteyiz tambırland sakinleri; abuklandin sabuk, ipe sapa gelmez saçmalamalarından biriyle daha karşınızdayım.Sözlerime başlamadan önce pitik’in abukland’e yerleşmesinin ve zırvalarını burada paylaşmasının yazma hevesimi arttırdığını belirtmeliyim. Heves de bir nevi enerjidir değil mi pitik kişisi? zira son günlerde enerji konusuna çöreklendiğinizi cümle alem görmekte ve kimbilir belki de takdir etmektedir..Neyse, yazımızla hiçbir ilgisi bulunmayan giriş bölümünü burada noktalıyorum.

(Görüldüğü üzere 1.çoğul şahıs kullanarak,size bende bir böbürgil havası sezip sezmediğinizi test etme olanağı sunudum)

Gelişme bölümünde geliştirecek bir girişimiz olmadığı için bodos zerafetiyle konuya giriyorum. Önceden, mesela lisedeykene, okuduğum her yeni tübitak yayınları kitabının ardından yaşadığımız evren ile ilgili halihazırda yapılmış
keşiflerin ne kadar da ileri bir seviyeye geldiğini ve herşeyi çözmeye ne kadar yaklaştığımızı düşünürdüm. Yaaa!

Lisans eğitimim tamamlandığında yani az da olsa birşeylerin farkına vardığımda bunun böyle olmadığını anladım. Bilirsiniz; Öğrendikçe bilmediğim ne çok şey olduğunu farkettim. Evet bu piyasa bi söylemdir canım ama doğrudur, özgür olunn yeri geldiyse cuk oturacaksa kullanmaktan çekinmeyin.

Füturistler bir ara uçuk kaçık gelirdi, sonradan onları anlamaya başladım,ama kendimi hiç onlardan biri gibi hissetmedim. Çünkü an itibariyle hiç onlar kadar zengin olmadım. Buna rağmen bugünlerde, insanlık olarak henüz herşeyin çok başında olduğumuzu düşünüyorum.Herşeyin en başında olmanın ve önündeki geleceğin en azından silüetini görmenin verdiği umut..ve o umudun yaşattığı yaşam sevinci..baltalamazsa böbürcül bi kazma ne güzeldir o sevinç..değil mi?

Ne oldu da ben herşeyin başında olduğumuza inandım? mı? Kuantum Mekaniği dersi almıştım, kuantum fiziği dersine göre ne zor bi ders olduğunu muhakeme edemeden zaman hızla ilerledi. Böyle içine sinmişcesine herşey yerli yerine oturmadı o derste. Hep bişeylerin ucu açık kaldı, tekamül noktasından uzaktaydım. Ancak en azında sorgulayıcı bir tavrım vardı ve bu sayede quantum mekaniği bende yeni ufuklar açtı. Bunun bir sonucu olarak da şu ana kadar keşfedilenlerin denizde bir mol su olduğunu hissetmeye başladım. Belirtmek isterim; bnmki bilimsel bir yaklaşımdan oldukça uzaktadır. Size göre sevgili akademisyen büyüğüm; ben abesle iştigal ediyor olabilirim, siz lütfen bi sonraki satıra geçmeden vaktinizi faideli işlere ayırınız. Ancak ben kendimi sizin kadar evrenimizin bir parçası olarak, bu konuda hissettiklerimi sorgulamakta özgür hissediyorum. Nasıl gerildiğimi gördünüz mü tambılırlar?

Yine gerildik bizi ancak bir Nihat Genç fıkrası paklar.. İmam da kadına ben ne güne duruyorum mu ne demiş..

Evet devam edelim.

Şuna değinmeden geçemeyeceğim; Son zamanlarda televizyonlarda secret vb. bir kitap okuyup kuantum kelimesini dağarcığına alan bazı uyanıkların, enelpi, fenkşui vesaire kisvesi altında insanları kandırıp hiç bi bilgileri olmadığı halde pazarlama tuzaklarına fiziği alet etmelerinden nefret ediyorum. İnsanlar ancak bu kadar salak yerine konabilir. Genelde şu kalıbı kullanıyorlar “jkebj hjdchj, bunu kuantum fiziği de kabul ediyor”

Burada dikkatinizi çekmek istiyorum. Rica ederim son paragrafta yapılan hatayı siz yapmayın. Önceki paragraflarda kuantumdan bahsediyorum ama bnmki bilimsel değil
diyen ve masum bir akademisyene çıkışan zihniyet, sonra bir anda ulen kişisel gelişimciler siz ne anlarsınız kuantumdan diyerekten kendine tezat oluyor.
tezat ownself..Evet daha önceki yazılarda olduğu gibi uygulamalı olarak nasıl da basitçene gaflete düşülebileceğini görmüş olduk.Devam edelim


İşin aslı buralarda eleştiri yapmaktan da çekiniyorum, zira oturduğu yerden ahkam kesmeye bayılan bazı blog bebeleri  kendilerini daha kuul gösterdiği için herşeyi eleştiriyor. Çok özendikleri amerikalı nerdy geek ekip, yazılarında sadece kendilerine ait olanı paylaşırken bizimkiler -miş gibi takılmaktan vazgeçmiyorlar. Yani bunlar yüzünden eleştirmekten çekindiğim o secret’çılar, bunların yanında masum kalırlar.

Yazıya başlarken Quantum ve herşeyin herşeye bağlı olma ihtimali üzerine merak ettiklerimi yazılı ifade etmekti amacım.Ancak konu dağıldı. Konunun dağılması istediğim birşey. Böylece planlamadan içimi döküyorum. Kitap yazmıyoruz, yazıyorsak herşeyden önce kendimiz için yazıyoruz, kendinizi kasıp eğilip büküldükten sonra yazmanın da pek bi anlamı yok. Nesene.. Herşey herşeye bağlı mı düşüncesi şu capon herifin su moleküllerindeki yapının şekil değiştirdiğini iddia ettiği deneyinin
ardından daha bi ciddi tartışılmaya başlandı.(öncelikle brzck. bknz. meteryıl sayns ders notları) Yani deney(im) sonuçları gözlemciden bağımsız mıdır değil midir diye sordular.. Güzel bi konu ama üzülerek yazıyorum bu sanıldığı kadar kolay fikir yürütülebilecek bir konu değil.

Şimdi başlangıç koşullarına aşırı hassasiyet duyulan tüm ortamlarda, bu konuda yorum yapmak sadece özel hazırlanmış bir düzenekte kontrollü deney yapmakla mümkün olur. inanıyorum ki burda saçmalamadım,izin veriniz açıklık getireyim.

Şöyle ki;

Gerçek hayattan dem vurup sonra dış etkenlere kapalı bi ortamda olayı tecrübe edecek değiliz herhalde.Demem o ki herşey herşeye canı isterse bağlıdır, canı istemezse bağlı değildir.Bunun kurallarını çözmeye çalışmak kaoscuların işidir, hissetmekse herkese serbesttir. Ben nereden bilirdim bundan bahsedeceğimi yazıya başlarken..Çünkü abukland sınırlarında her yazı doğal gelişir, yani öngörülmesi kolay değildir. Ancak nobel alıp paranın gözüne vurmayı planlayan bir yazar gibi kitabı
yazmadan hemen evel herşeyi planlasaydık, aynen labaratuar ortamında olduğu gibi daha öngörülebilir bir yazı elde ederdik. Yani insan ne kadar karışık bir yapıya sahipse doğa da o kadar karışıktır, çünkü herşey herşeye bilinmeyen sonsuz sayıda kurallar gereği bağlı iken, bir anda hiç de bağlı olmayabilir ve bu iki temel durum sonsuz olay arasından herhangi birinde kendi arasında zamana bağlı olarak shift eder yada yer değiştirir durur. Bakın daha en başından ne kadar çok değişken var. Aykırılıklar sandığımız aslında kendi arasında ahenkle yüzen su balesi ekibi gibi olabilir.

Araya giriyorum ama bu tür ifadelerde şu sorun var:
Tam olarak ihtimal bilinmediğinde, olabilir demek, olabilme ihtimali olmama ihtimaline göre yüksektir anlamına gelmez. Kesinlik yoksa herşeyin herşeye göre ihtimali kestirilemezcesine vardır. İşte burda değişkenin birbirinden etkilenmesi ile ortaya çıkan karmaşıklığı olasılık dalgaları ile açıklamayı ortaya attığı için kuantum mekaniği bugün idrak bayrağını taşımaktadır.

Kapa parantez dönelim hadi konuya; deneyler veya olayların sonucu üzerinde etkimiz olabilir ise aynı şekilde algılarımız da bizim durumumuza göre değişebilir. Net olmadı, açıklayayım. Mesela bize “a sinyali yollayan bir sistem” bizim kendimize özel
algımız gereği “b sinyali gönderen bir sistem” olarak tanımlanabilir. Böylece herşey herşeye bağlı ise bizim onu “b sinyali yollayan bir sistem” olarak tanımlamamız onu etkileyecek ve bizim bu yanlış anlayışımıza göre kendine göre bir duruma bürünecektir. Ya kendisini bir “b siyali gönderen sistem” olarak kabul edecek
(a=b) yada kendini bizim tarafımızdan “her a sinyali için b sinyali vermiş olarak algılanan bir sistem” olarak tanımlayacaktır. Ancak bahsi geçen sistem
üzerinde bizim gibi n sayıda gözlemci var ise, sistem, kendisini her algı anı için n kez tanımlayan bir hale bürünecektir ki böle bir datayı insan aklıyla günümüzde google serverları bile saklayamaz (ki on üzeri eksi dokuz metrelerde nüfuz eden sistem saklasın)

(algı anı)=(1 salise) ,  (sistem datası)=(1 bit) olsun;

(n tane gözlemcinin 1 dakikada biriken datası)= n*60*60=3600n yani her dakikada kendisini 3600 kez yeniden tanımlayacak ve bunu kaydedetmek için her dakika her

1 gözlemci için 3600*1/8= 450 byte/dakika

1 gözlemci için dakikada 450 byte, günde 450*60*24= 648000 byte= 648 kb …sadece 1 gözlemci için en iyi ihtimalle anlık algının 1 salise olduğu oldukça yavaş bir sistemde günde 648kb daha tutuluyor olması gerekiyor. on üzeri eksi dokuz metre mertebesindeki bir sistemin uyarılmış haldeyken ışıkhızından biraz daha hızlı olacağını düşünecek olursak her salise karşılaşacağı gözlemci sayısının

(10 üzeri eksi 9)=(300m/sn).t   t=[0.03*(10 üzeri eksi 9) saniye] de 1 gözlemci ile karşılaşır. 1 günde ise 60*60*24/t= 288*(10 üzeri artı 13) adet gözlemci eder

288*(10 üzeri artı 13) * 648kb = 186624(10 üzeri 10) mb = 186624(10 üzeri 7) gb =186624(10 üzeri 4) tb günlük depolama alanı

10 üzeri eksi dokuz metrelik alanda günde 1.866.240.000 tb data depolanıyor. bir tb’lik hdd’mizin kapladığı alanı düşünecek olursak,  ya halen herşeyin çok başındayız yada şunu kabullenmeli insanın idrak yetisinden sayıca ifade edilemeyecek derecede daha güçlü bir idrak her an her 1 nm’yi sarmış durumda.


Ne demeli şimdi bana.. Yine bir konuda adamakıllı araştırma yapmadan okumadan etmeden sırf o an estiği gibi fikir yürüttüm. Gördüğün gibi eladcım yine kendim yazdım kendim oynadım. Hiç yoktan kendimden başka kimseye zararım olmadı diye düşünüyorum ama herşey herşeye bağlı ise bunlar kafamdan geçerken yaydığım beyin dalgaları bir yerlerde birilerini yada bir sisemi etkilemiş olmaktan çekiniyorum. Bu vicdani muhasebe bana şunu düşündürüyor; nefes aldığımız sürece, bilincimizi hissettiğimiz her an, tüm düşüncelerimiz davranışlarımız insanlığın hayrına hizmet etmeli..aha eyvah yoksa bu secret mottosu muydu? hay.. görüyorsunuz o doktor quantum yüzünden özgür düşüncelerimiz sınırlandırılıyor. para kazanacaz diye insanlığın iyiliğine konuşuyor gibi ediyor bu coniler.. tüh size pragmatistler puhh..

evet gerildik yine.. Nihat Genç’in de dediği gibi..gerildiysen fıkra dinle..

konuyu sevdim benden içeri, şöyle azıcık daha düşüneyim bakim nefsimden ziyade..merhaba hepinize

edit: Enerji E = hf Plank sabiti carpi frekans. frekans ise dalganin saniyedeki titresim sayisi. yani? en kısa an tek bir titreşim olsa f=1, enerji on üzeri eksi kırk üç erg oluyor. en kısa an o zaman on üzeri eksi kırk üç saniye oluyor. (Planck zamanı)

Notes