merhap
geçtiğimiz yazıda bazı olmaması gereken tutum, tavır ve davranışlara değinmiş, bizzat kendim uygulayarak örnek göstermiştim. Bu yazımda ise ukalalığın bir başka boyutunu irdeleyeceğiz. Görülüyorki bu konuda bazı arkadaşlar oldukça yanlış davranıyor. [oldukça kelimesinin yukarıdaki örnekte olduğu gibi yanlış kullanımına ilk olarak 1995’te şahit olmuştum. Öğretmenimiz 12 yaşındaki bebeler olan bizlere bu konuda 1 saat ders vermiş bizi oldukça sıkmış ve konunun aklımızdan çıkmamasını sağlamıştı… Oldukça, bayağı birçok manasında değil azdan biraz fazla manasında idi. Ancak o zamanlar şimdiki “çok keyifli bir albüm oldu” ekibi gibi bazı vatandaşlarımız bunun da içine ettiler. Artık bu yeni anlamındaki kullanım oldukça yaygın. ] İnsanların geneli kendilerine duymak istediklerini söyleyenlerden hoşlanır dediler bize. Peki nedir bu duymak istedikleri. Yani duymak istenilen gayet tabi gerçekler de olabilir. O zaman kendilerine duymak istemediklerini söyleyeni eleştirmemiz gerekirken bir başka yanlış ifade sonucu benim kafamı allak bullak etttiler etmişleri ettiydiler Konumuz bu olmasın ama çünkü daha fazla yazacak bişey yok herkes anladı sanırım. O zaman konuyu şuraya çekmek istiyorum. Şimdi ben de bu mütevazı tmblg’da yeni yeni sindirdiğimiz blog yazarlarının beni kıl edişlerinden söz edecek olursam sanırım hiç takipcim olmaz. Peki ben followerlarla dolup taşmak mı istiyorum? tabii ki de hayır. O zaman şöyle diyeyim. Bizim bazı hanım kızlarımızın blogunda paylaştığı içerik itibariyle neredeyse paris’te yada londra’da yaşıyor havası vermesine kıl oluyorum. Bizim olmayanı severiz biz bizim olan ise öyle çok da sevilesi üzerine eğlilesi değildir…Blog işinde de aynı hesap. Neredeyse gel seni doğuştan fransız yapalım deseler kabul edecekler. Ne var bunda ben de kabul ederim dediğinizi duyar gibiyim hanımlar. Bunda bişey var, şu var; bu uzadı bi sn alta geçelim Şimdi az çok farkettiğiniz üzere ben de ülkemizdeki bazı zihin yapılarının değişmesi gerektiğinden dem vuruyorum. Yani bana göre de öyle matah bi memleketimiz hayalleri süsleyecek bir sistemimiz fln yok. Burada kısa bi ara verelim çok gerildik.Size bi karadeniz fıkrası anlatayım gevşeyelim. Bu son yaptığımı kitabında Amerika ve Bush’a sövdükten sonra Nihat Genç yapmıştı da dumur olmuştum. İçimde kalmış hep ben de bu müthiş edebiyat tekniğini kullanbmak istemiştim ve sonunda hayallerime kavuştum.Bu da uzadı aşaa evet. sanırım gevşedik güldük eğlendik. (hiç gülünmemesine ve bunu kendisinin de adı gibi bilmesine rağmen illa bunu kullanır çünkü o geçişi dolduracak başka bi malzemesi yoktur kendine ait) Devam ediyorum. Beğenmemeye hepimiz beğenmiyoruz ülkenin halini ama çözüme de hiçbir katkıda bulunmuyoruz gibi.. E yani a be güzel kızım a be güzel evladcım sen neden özenti olursun bu kadar. O güzelüm düşüncelerini işe yarar hale getirmek için mücadele etsene. Sen ben o bu şu hepimiz vazgeçersek ne olur buraların hali demekten kendimi alamıyorum. Yeri geldiğinde böyle tatlı-sert olurum ben, öyle bozulmaca kırılmaca yok baştan anlaşalım. ( bi de bu vardır ve bu söylem öyle otoriterce baskı kurar ki üzerinizde ardından daha fazla muhalefet edemezsiniz) Ben de isterim hep birlikte gidelim Long Beach’te yaşayalım, ben de isterim insanların birbirini her bi zıkkımın dibine kadar yartgılşamadığı rahat bir ortam. Eğer diyorsanız ki benim vicdanım rahat ben giderim burdan yaşarım oralarda burayı da gram özlemem o zaman ben sizi yollarım. Eğer vicdanım elveriyor diyorsanız evladcım ben sizi yollarım. (Bu son larak kullanılan metoda ise kendinlemece diyoruz. Yani sizi ne kadar iyi anladığına sizi ikna etmek için sizle aynı düşüncede olduğunu söylüyor ama işin aslının öyle olmadığını hemen ardından gelen cümlede anıyorsunuz. Aslında sizle aynı düşüncede falan değil sadece manipüle etmek için arada küçük bi teknik kullanılıyor ve sonra ateş topunu sizin kucağınıza atıyor. Sıkıysa hala aynı noktada dur bakalım. hatta örnek verelim bakın neler olucak görelim ) -Valla çık söyliyeyim benim vicdanım rahat. Sonuçta tüm bunlar benim suçum değil ve aklımda yaşamak istediğim bir hayat var. Şimdi bana tüm bunlardan vazgeçip kendimi bir ideale vakfetmemi mi söylüyorsunuz? Valla bnm vicdanım rahat beni gönderin. (Şimdi genelde öyle bi durumda böyle bi cevap verebilen arkadaş çıkmaz ama hadi diyelim verdi) - Ben sana diyecek başka birşey bulamıyorum. Sabahtan berş ben duvarlara anlatıyormuşum meğer. Bir kulağından giriyor diğerinden çıkıyor. Ben sana gerçeklerden söz ediyorum sizler hayal aleminde sanal hedefler peşindesiniz. Olmayan bir dünya varmış gibi kendinizi avutun siz. Sana bundan sonra birşey dersem ne olayım. (I’ll rest my case then) Evet gördük ki böylesi otoriter bi çıkışa karşı öylesi bi cevap verseniz dahi haksız duruma düşüyorsunuz. (haksız duruma düşüyorsunuz derken baştan haklısınız dediğim anlamı çıkmasın, o da göreceli bi durum) Demek ki eğer bu tavırla karşılaşırsanız ne yapmıyoruz, hiç kendimizi yormuyoruz zira ağzınla kuş tutsan bişey değişmez. Evet nereden girdik nereden çıktık. Bir başka yazının daha sonuna geldik. Bir sonraki seansta görüşmek üzere herşeye rağmen her nerede olursanız olun geçirmekte olduğunuz zamanın değerini bilmenizi etrafınızdaki insanlara kendilerini güvende huzurlu mutlu hissettirmenizi neşe saçmanızı ve en güzeli neşeli olmanızı dilerim. Neşeli ol ki genç kalasın do do re mi mi re do re mi do Bu dünyaadan zevk alasın mi mi fa sol sol fa mi fa sol mi Ümitlerle süslenir neşeyle Neş eli ol ki hep gülsün yüzün Amaç yüzünüzün gülmesi sanki, son mısrayı beğenmedim. Ümitler hep süslenir neşeyle mantığı ise kısmen doğru olsa da tersi daha doğru. Neşeler ümitle beslenir asıl. Yada harbiden bu şarkı yazıldığı sıra ümitler neşe ile süsleniyordu. Anti-aging mantığını ilkokul sıralarında öğretmemiz çok ileri görüşlü bir hamle, çocukların hepsi yaşlanacak zaten, değil mi?

