abukland

pitik hanım ile yubu bey gururla sunar

tragic ending

bakınca geride hüzünlü ve kahramanca bir hikaye var sanırsınız.. kasvet katan anlaşılmaz ama saygınlıkla karşılanan soru işaretleri var. arada küçük emareler kaşla göz arasında gelip geçiveriyor da yakalamak zor. ne enerjin kalıyor ne de anlık meşguliyetin buna izin veriyor. belli periyotlarla fonda herşey yolunda hissi veren bir müzik çalıyor.. herkes için nasıl biyolojik zaman farklı ise bu müzikler de her üye için farklı zamanlarda çalıyor. ancak herkes resmen hapsolunmuş ve herkes aşırı yorgun

bu saçmalıkları yaşamak herkesi sadece hiçbiryere götürüyor, bu insanların soğuk kanlı duyarsızlıkları beni çıldırtıyor.. onlar için herşey sakin ve net..böyle teker teker değil de basamak basamak sanki, herkes görüntüde tıpkı işbilir bir üniversiteli hanımkızın ısrarla o karakter yansıtan el yazısıyla düzenli ders notu tutması gibi davranıyor,  konuşabildiklerim sadece kendilerinin ne denli haklı ve erdemli olduklarını bana hissettirmeye çalışıyor, bu tam bir saçmalık başka hiçbirşey değil

midem bulanıyor. ben onları ilk kez gördüğüm günleri hatırlıyorum, tüm gün ruhlarını kucaklarıma döküp sabaha kadar ağlamışlardı..hatırlıyorum da insanlar bu saçmalıklara bulaşmadan evvel bana yeni bir aşkın doğduğundan bahsedilmişti, ölen herkes için tek tek..

şimdi ise ya bana algılatılanlar ya da ben hariç herşey çok değişti.. ikisi aynı şey de olabilir. bunu görmeyi daha fazla sürdüremeyeceğimi, kendime mukavement edemeyeceğimi biliyorum

neyse ki o var. onların öteki hayatlarını yaşamaya çalışmak beni hiçbir yere götürmüyor, sadece o’nu alıp gitmek istiyorum..beni cezbeden tek şey..o nereden geldiyse oraya gitmeliyiz çünkü onun geldiği yerden geldiğime eminim

o bir ilaç gibi, burada düşünebilmemi sağlayan tek ruh, şuan oradan, ikibin kilometre öteden bana bakıp düşünceli bir şekilde tebessüm ediyor, yavaş yavaş beni buradan götürüyor

tüm şifre onun hikayesinde, hatıralarımda kalan hayallerimi yeniden görebilmemi sağlıyor, bu gizemi çözdükçe bana ait bir parçanın her ayrıntısı aydınlanıyor

onların yaptıkları sadece bana beni o’na ulaştıran doğruları sevdiriyor.. ve ben artık o’nunlayım, gidiyorum

———————————

mutluluk müziği ile başlasa da herşeyi değiştiremeyeceğimi biliyordum. sözler girinceye kadar müzik harikaydı,ama ilk kelimeler tragic ending oldu.. belki de o’nunla sessizce o müziği dinlemeye zamanımız kalır, birlikte huzur dolu..ölene dek, yavaş yavaş.. bana geçmişindeki kayıp adamdan bahsediyor, çocukluk hayallerim canlanıyor. bir hayalim gerçek oluyor. başaramasam da dürüstçe ölüyorum.. kayıp adam onun babası..babası benle ilk ve son kez konuşuyor ‘cesur ol asla durma, onu mezarımda ağlatma, kalamadım daha fazla, ama lütfen, izin verme ondaki hatıramın kaybolmasına.

———————————

cuma akşamı ve yeniden kendi başımayım..gözlerim kanlandı.. gidişini düşünmek.. ruhumun koruyucusu.. onu bilen, tanıyan yok, o’nun hakkında konuşabileceğim hiçkimse yok.. kaybolmuş durumdayım. şu notları bulurlarsa beni öldürürler.. içimdeki bu his, artık 2 kişi olamayacağız. babasızlığın ardınan bir de bensiz mi kalacak.. artık gördüğüm herşeye bir kez de onun gözünden bakacağım. doğrulara ulaşmama yardım edecek, ben doğrularlayım, ona gidiyorum, her an biraz daha o oluyorum..

puh size

kuantumu sakız ettiler

Aslında en çok Allen Wolf beyefendinin ipliğini pazara dökmeyen Amerikan Fizik Enstitüsüne kızıyorum. Allen Wolf’un kendisine de kızıyorum tabi. Sahtekarlıkla para kazanacaksan illa, bari buna quantum fiziğini alet etme.

Bir de bizim, toplumdan izole ama topluma yön verme iddiasında olan zavallılarımız var ki onlar artık alışkanlık yaptı yadırgamıyorum. Sertap Erener’in bu kadar boş bir insan olduğunu bilmiyordum. Toplanmışlar serdar erener, nil karaibrahimgil, demir demirkan, quantumcu olduğunu iddia eden bu şahsa saatlerce “ben” nedir “ego nedir” “tanrı var mı” cart curt sorular sormuşlar. Tam da quantum’un çalışma alanı ya bunlar.. Sertap ve onun gibi zibille insan da quntum’u bu secretçıların anlattığı şey sanıyorlar. Bunlar kadar sazan bu topluma yöne veremez tabi.

Hepsini geçtim ya sana ne demeli Demir Demirkan? Sen değil miydin Pentagram ile o mükemmel albümü yapan? Sen git Anatolia’yı çal, Trail Blazer ve Popçular Dışarı albümünü yap sonra da Sertap ve Nil’e teslim ol, yok ben nedir ego nedir tanrı var mı diye soru sor sahtekar quantumcuya.. Puh sana !

O yavşak Allen ise bu işten çuvalla para kazandığı için vermiş gazı. Sakız ettiler quantum’u ağızlarına. Sizi quanta çarpsın, hücreleriniz yüksek frekansa maruz kalsın e mi..

Evet yine gerildik, üzüldük. Bir Nihat Genç fıkrası anlatalım da gevşeyelim. İmam da kadına cennete gidemezsin demiş. he he he. İçimizi döktük güldük eğlendik. Karınca kararınca, yazımızın sonuna geldik. Bir sonraki abuk sabuk yazımızda görüşmek üzere abuduklar. Hoşçakalım

Kuantum Profesörüne gidip size akşam yemeği pişirebilir miyim dedim.

Geçtiğimiz marka konferanslarından birine meşhur quantum fizikçisi Allen Wolf geldi. İnanmayacaksın, Demir’le yanına gittim, “tanışmıyoruz ama size akşam yemek pişirmek istiyorum. Bu akşam bize gelir misiniz” dedim. Adam güldü, “karımla gelirim” dedi. Abim ve Nil de geldi yemeğe…Ve biz bütün akşam Allen Wolf’a quantum fiziğiyle ilgili merak ettiğimiz her şeyi sordukç “Ben” nedir? Ego nedir? Tanrı var mı? Merakımız hoşuna gitti. Saatlerce sorularımıza cevap verdi. Ben bilim adamlarıyla ahbaplık etmek istiyorum, Tibet’teki master’lar ve gurularlarla da.

Sertap Erener

add a text post kank !

organisational uncertainty’i etkileyen 4 faktör şöyle abuklar (evet ukalaca)

heterogeneitiy versus homegenity - ilişkide bulunulan diğer organizasyonlarla benzerlik ve farklılıklar

stability versus variability - çevrede meydana gelen değişimin hızı ve seviyesi

degree of risk versus security - karşı karşıya bulunulan risk veya risklerin derecesi

degree of interconnectedness - diğer organizasyonlarla olan bağlantı ve etkileşim

şimdi kısaca ve serbestçe konunun üzerinden geçelim. Ben yubu, bilimsel yaklaşımı işime gelince kullanır, canım istemezse derhal terkederim. Ve yaklaşımlarımın düzensizliği kendi içinde öyle bir düzen oluşturur ki science-alternate bir hal alır. belki de science’ın kendisi yubu-alternate’dir de doğru olan yubu approach’tır, ha

Mesela Newtonian approach ne yapar arkadaşlar? çalıştık mı bakim?

Evet hatırlıyorsak Newton’un olayı doğrusal yaklaşımdır. yani mevcut şartlar tam olarak biliniyorsa geleceğin kesin olarak ön görülmesi mümkündür der. Bu zamanının dev fizikçisi şimdilerde ise kendi çöplüğünün horozu olan Newton’un organizasyon teorisine etkisidir. Bilim dünyasına damgasını o vurmuştu bir dönem. Bir konuştu mu wooow sesi çıkar, birbirinden zeki bilim insanlarının ağzı açık kalırdı. E şimdi hiç gülmeyelim, 50 yıl sonra da bizim peee dediklerimiz gülünç olacak. Peki bu kafa karıştırıcı işlerle uğraşmaya ne gerek, nedir yani bu denli anlamaya çalıştığımız ki değil mi abuklar. yaşayalım gidelim bitsin.. aslına bakarsanız tüm yaptığımız yaşamımızı aslında olduğundan daha önemliymiş gibi kendimizi aldatmak. hayatımızın rating’ini yükseltmeye çalışıyoruz bir nevi. devam edelim

Mevcut şartları bilerek gelecekteki yada geçmişteki şartların hesaplanabilmesi mümkündür diyen bu Newtonian anlayış oldukça mekanist ve deterministti. Sonradan ne oldu Chaos ve Complexibility kavramları ortaya çıktı. Nedir bunlar peki? doğrusal ve doğrusal olmayan şekilde tüm tabiat birbiriyle irtibatlıdır. Yani tabiatta düzen ve tahmin edilebilirlik olduğu gibi; belirsizlik, kuralsız düzensizlik, tahmin edilemezlik de bir kuralıdır. ‘Herhangi bir alt sistemi bütünden ayrı olarak incelemek hataya neden olur’ düşüncesi de ilk kez böylece ortaya çıkmıştır. Her türlü genellemenin hatalara neden olacağı böylece anlaşılmıştır. 2 nefes zamanı duralım. aşağıdan devam.

 Aslında bugünün aklı ta o zamandan temellendirilmiş. Bugün de bunlara benzer şekilde temelleri atılan birçok düşünceden bazıları ileride zamanın aklının temel kabullerini oluşturacaktır. Geçmişe ve bugüne hakim olmak, nereden geliyor nereye gidiyor diye tahlil edebilmek ne de güzel bir uğraştır öyle.. evet konuya giriş yaptık, azıcık bilgi verdik ve biraz da kahve sohbeti edercesine şu ana kadar geldik. Şunu mutlaka belirtmeliyim. Ben önceden “o şöyle demiş bu böyle düşünmüş ee ne önemi var hepsi biraz sanal değil mi? sonuçta hayat onlar öyle dese de demese de kendi yolunda devam edecek” diyordum kendi kendime. Sonradan anladım ki kazın ayağı öyle değilmiş. (Birşeyler size garip geliyorsa ama o garip şeyle uğraşanlar zeki adamlarsa bir durun ve hemen ahkam kesmeyin abuklar, sonradan lisans eğitiminizin son dönemlerinde jeton tangur tungur düşer.)

 şöyle; herhangi bir sistemde temel unsur insanların zihinsel modelleridir. Her bir bireyin zihinsel modeli dış dünyanın her bir unsurunu içsembolik bir simgeye çevirir ve karşılaştığı problemlerin kafasındaki temsili, çözüm için yapılması gerekenleri belirler. yani demem o ki insanların zihinsel modellerini yeniden oluşturmaya yeltenen herbir düşünce eylem yada şuan tanımlayamadığım eylem dünyayı değiştirmeye kalkışmıştır diyebiliriz. o yüzden o öyle demiş bu böyle düşünmüş olayı sandığım gibi abesle iştigal değilmiş.

bugün konuya biraz giriş yaptık. bu başta yazdığım organizasyonel belirsizlik, ve etkileyen faktörler uzuun bir araştırmanın son hali. dile kolay olan şu; herhangi bir organizasyonun değişime adaptesi, dinamik çevresel unsurlara organizasyonun refleksi.. mesela devlette bürokrasi, öff yazarken bile yorucu.. yada doğal felaketler, savaş vs.. karşı topyekün ülkenin hali.. kaotik ve karmaşık şartlarda kriz yönetiminin teorik analizi demek daha doğru.. ilginç olan modellendiğinde ortaya çıkan yapı herşeye cuk oturuyor zira herşey az veya çok kaotik ve kompleks.. organizasyon teorisini yazan beyleri de görsem kutlayacağım.. konuya giriş yaptık. bu konularda beni kimse dinlemek istemiyor, sıkıcı tabi..o yüzden yazdım rahatladım devamını yazar mıyım bilmiyorum.

yazımızı karizma olsun die güzel bir motto ile kapatmak istiyorum: think again

aa dün okudum bi yerde, bizim ibm’in şeytan olduğunu düşünenler varmış. birçok açıdan deliller sunmuşlar buna.. şeytana çalışmışım demek, puh bana !

yeşilciler ‘think again’ diyorlar, ibm’in mottosu ise “think blue” 

so u don’t dare to think, neme lazım hacı

sana gitme demedim mi demedim mi

pitik sana binme hafif metroya dedim, çok hafif çok dedin. h1n1 var dışhatlardan uzak dur dedim, wrak wrak konuşan o rus kagebecidir dedim dinletemedim, meğer biolocik savaşmış tüm bunlar ve herşey bzm üstümüze kurulmuş

ama her bardağa uygun bir kaşık vardır! ayrıca bir asansörü hangi kata çağırırsan oraya gider, hangi kata çağırırsan oraya! oraya!

kafası mı karışmış? üstü mü yanmış? itaatsizlik sivile mi sıçramış tü tü tü

yıllar sonra aynı yer aynı tarih aynı sebep, aynı’da birlik tiyatroda dirlik

ya sibiryada bulunan vahşi çocuk haberini gördün mü? o çocuk bize bakınca neler görüyordur sizce, bence herşey bana göre ve sana göre.. 

Bak pitik minkovksi uzay zamanını bilir misin bilirsin. rakamla 4 boyutlu mudur evet.. Lorentzian mıyım evet öyleyim. pekii iki ayrı gözlemci için aynı zaman betimlemesi mümkün müdür pitik? denedim bana göre evet mümkün.

gitmeliyim lorentzians chauv